31 MART 2019 YEREL SEÇİMLERİ KAYSERİ SONUÇLARI

07.05.2019

31 MART 2019 YEREL SEÇİMLERİ KAYSERİ SONUÇLARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Kübra Nur Altınkaya – Tuğba Karagöz
Yeni hükümet sisteminin ilk yerel seçimi olan 31 Mart yerel seçimleri hiç şüphesiz ki, Türk siyasal hayatı ve Türkiye demokrasisi açısından önemli bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada 31 Mart 2019 yerel seçimleri Kayseri sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir. Kayseri’de partilerin oy yüzdelerinin bir önceki genel ve yerel seçimlere göre değişimi ve bu değişime sebep olan dinamikler, seçmen davranışlarına etki eden unsurlar, seçmen eğilimleri ve davranış kalıpları üzerinde kısaca durulmaktadır. Seçmenler, halkın egemenliğinin bir tezahürü olan seçimlerde tercihlerini yaparken yerel ve genel olarak birçok faktörden etkilenmektedirler. Bireyler özgür iradesiyle oy kullanarak kendini yönetme yetkisini seçtiği politikacılara devretmektedirler.

Kayseri seçmeninin siyasi anlamda içinde bulunduğu temel siyasal eğilim milliyetçi ve muhafazakâr çizgidir. Kayseri’de oy potansiyelleri günümüze kadar mütemadiyen merkez sağ, milliyetçi ve muhafazakâr partiler üzerinde yoğunlaşma göstermiştir. 2019 seçimlerinde de Kayseri seçmeni bu konudaki genel eğilimine uygun hareket etmiştir. 31 Mart seçimleri için Yüksek Seçim Kurulu Kayseri’de 3.183 sandık bulunacağını ve 956.149 seçmenin oy kullanacağını ilan etmiştir. 956.149 seçmenin 820.000 oy kullanmış ve bu oyların 789.750’i geçerli sayılmıştır. Kayseri’de seçime katılım oranı %85.8’dir. Kayseri seçmeni 2018 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine %88.7 ile katılım gösterirken 2014 yılı yerel seçimlerinde %90.5 oranında katılım sağlamıştır. Türkiye’de seçim öncesinde sandık başına giden seçmen sayısının azalacağı yönünde iddialar bulunmaktaydı. Kayseri nezdinde bu iddiaların çok doğru olmadığı görülmüştür. Yüzde olarak oranlar arasında bir farklılık bulunsa da nüfus artışı ve seçmen sayısındaki değişimler düşünüldüğünde Kayseri vatandaşı sandığa giderek demokrasinin gereklerinden birisi olan ve aynı zamanda bireylerin temel hak ve sorumluluklarından olan oy kullanma görevini ifa etmiştir.

Türkiye; Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili genel seçiminde olduğu gibi yerel seçimlere de ittifak anlayışı içerisinde girmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifak resmi olarak deklare edilirken yerel seçimlerde bu durum sadece fiili olarak kendini göstermiştir. Yüksek Seçim Kurulu, seçime 13 partinin gireceğini açıklamıştı. 13 partiden 4’ü kanunda ittifak yapılabileceğine dair dayanak olmadığı için partilerin yetkili organlarınca karar verilen ittifaklarla seçime girmişlerdir. AK Parti ve MHP Cumhur İttifakı, CHP ve İYİ Parti Millet İttifakı adı altında seçim yarışına katılmışlardır. Kalan partilerde yasal zemini olmadığı için perde arkasından istediği ittifaka destek vermişlerdir. Destek veren partiler sadece bir bölgede aday çıkartarak veya aday çıkartmadan doğrudan ittifaklara destek vermişlerdir. 2014 yılındaki yerel seçimlerden farklı olarak 31 Mart yerel seçimlerinde, Türkiye genelinde olduğu gibi Kayseri’de de Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı yarışmıştır. 2014 yılında AK Parti’den aday gösterilen Mehmet Özhaseki Kayseri halkından %58.91 oy alırken, MHP’den ise Mustafa Özsoy %27 civarında oy almıştır. 2014 yılında yapılan yerel seçimlerde İYİ Parti henüz siyaset sahnesinde yoktur. Dolayısıyla 31 Mart yerel seçimlerini yorumlarken sadece 2014 verilerini ele alarak bir mukayese yapmamız doğru olmayacaktır. Bu yüzden her bir partiyi resmi ittifak oluşturduğu; 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili genel seçimi ile 31 Mart yerel seçim sonuçlarını birlikte değerlendirmemiz daha doğru bir sonuç ortaya koyacaktır;

2014- Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi Oy Oranları
AK Parti % 58.91
MHP % 27
CHP % 8.91
BBP % 2,18
SP % 1,72

2018- Kayseri Cumhurbaşkanlığı Genel Seçimi Oy Oranları
Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti) % 70.03
Muharrem İnce (CHP) % 18,6
Meral Akşener (İYİ Parti) % 9
Temel Karamollaoğlu % 1,1
Selahattin Demirtaş (HDP) % 0,8
Doğu Perincek (Vatan Partisi) % 0,1

2018 – Kayseri Milletvekili Genel Seçimi Oy Oranları
(CUMHUR İTTİFAKI - %72.1 MİLLET İTTİFAKI - %25.1)
AK Parti % 50.6
MHP % 21.5
CHP % 12.4
İYİ Parti % 11
SP % 1,7
HDP % 2,4

2019- Kayseri Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı Seçimi Oy Oranları
Cumhur İttifakı (AKP-MHP) % 63.39
Millet İttifakı (CHP-İYİ PARTİ) % 31.52
SP % 2,75
HDP % 0,58

31 Mart yerel seçimlerinde Kayseri seçmeni, kararlılığını büyük oranda korumuş ve MHP ile Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti adayı Memduh Büyükkılıç yüzde 63.39 oyla galip gelmiştir. Genel merkezlerin aldığı kararlar doğrultusunda 2019 yerel seçimlerinde Kayseri de dâhil olmak üzere 30 büyükşehirde, CHP ve İYİ Parti Millet ittifakı adıyla Cumhur İttifakının karşısında yer almıştır. İttifak taraflarının kararları sonucunda Kayseri’de CHP; Akkışla, Bünyan, Hacılar, Melikgazi, Tomarza, Sarız ve Sarıoğlan ilçelerinde aday göstermiştir. İYİ Parti ise; Talas, İncesu, Develi, Özvatan, Yahyalı, Felahiye, Yeşilhisar ve Kocasinan ilçelerinde aday çıkartmıştır. Her iki partinin de aday çıkardığı tek ilçe Pınarbaşı ilçesi olmuştur. Pınarbaşı hariç kalan 15 ilçede hem yerel hem de ulusal manada çizilmiş olan ittifak profiline uyulmuştur.

Siyasi partiler kendi tabanlarını diri tutmak adına her seçim döneminde belirli seçim stratejileri belirlemekte, perspektifler oluşturmakta ve bunlar doğrultusunda hareket etmektedirler. Kayseri’de partileri ve seçmen davranışlarını bu pencereden değerlendirecek olursak; partiler istikrarlarını, seçmenler de sergiledikleri mevcut davranışlarını korumuşlardır. İlçelerde de İncesu’da İYİ Parti adayı Mustafa İlmek %50.35 oranı ile seçimi tamamlarken, genel olarak oy oranları dağılımı AK Parti’nin başarısı ile sonuçlanmıştır. MHP’nin içerisinden doğan İYİ Parti Türkiye ve Kayseri’de dengelerin değişmesine sebep olmuştur. Bir önceki seçimlerde Dursun Ataş Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde MHP’den Belediye Başkanlığı yapmaktaydı. Bu seçimlerde de Dursun Ataş’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adayı olduğu İYİ Parti Kayseri’de bir ilçe belediyesi olan İncesu’yu almıştır. Bu pencereden bakıldığı zaman İYİ Parti teşkilatı kendilerini başarılı olarak değerlendirmektedir. Kazanılan bu ilçe başkan adayı Mustafa İlmek’in kendi teşkilatından daha fazla çalıştığı ve seçimin kazanılmasında belirleyici unsur olduğu söylenebilir. İncesu’da Mustafa İlmek’in karşısında AKP adayı mevcut Belediye Başkanı Zekeriya Karayol bulunmaktaydı. Zekeriya Karayol üç dönemdir İncesu’da belediye başkanlığı yapmaktaydı. Bu durumun getirmiş olduğu yıpranmışlık ve vatandaşın yeni yüzler, hizmetler arayışı Mustafa İlmek’in başarılı seçim çalışması ile birleşince ittifaka bir ilçe belediyesi kazandırmıştır. Kayseri’de Millet İttifakı’nda yaşanan en temel problem il teşkilatı ve adayların uyumlu bir biçimde çalışamamasından kaynaklı sorunlardır. Her ne kadar Büyükşehir adayı Dursun Ataş’ın %31.52 oranında oy alarak belirli bir başarı yakalamış olduğu söylenebilirse de, netice itibariyle rakip ittifakın neredeyse ancak yarısı kadar oy alabilmiştir. Bununla birlikte partinin girmiş olduğu ilk yerel seçimde yüzde otuz civarında oy alması yadsınmayacak bir sonuçtur. İttifakın taraflarından olan İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanlığı genel seçimlerindeki adayı Meral Akşener %9 oranında, CHP adayı Muharrem İnce ise, %18.6 oranında oy almışlardır. İki oy oranına baktığımız zaman Dursun Ataş bu oyları arttırmış gibi görünmektedir. İYİ Partinin hem İncesu’da hem de büyükşehirde gösterdiği başarının sebeplerden birisi de AK Parti ve MHP ittifakına tepkili olan merkez sağ anlayışına sahip seçmenlerin İYİ Partiye yönelmesi ile de yorumlanabilir. Talas’ta da AK Parti adayı Mustafa Yalçın %55,60 ile kazanırken İYİ Parti adayı olan Osman Haymana %40.50 oy almıştır. 2014 yerel seçimlerinde CHP’nin Talas’taki oyu %7,66 MHP’nin oyu ise %41,35. Bu oranlara göre Osman Haymana hem CHP hem de MHP tabanından kayda değer bir oy almıştır.

CHP ise, Kayseri özelinde bakıldığı zaman başarısız olarak değerlendirilebilir. Melikgazi ilçesi adayı Sema Karaoğlu’nun ve Tomarza ilçesi adayı Osman Koç’un, partinin başarısızlığı ile kıyaslandığında belirli bir başarı elde ettikleri söylenebilir. Osman Koç Tomarza’da %35.84 oranında oy alırken, Sema Karaoğlu %23.76 oranında oy almıştır. Sema Karaoğlu’nun parti teşkilatı ile seçim öncesinde problemler yaşadığı yerel medya tarafından sık sık dillendirilen bir durumdu ve dolayısıyla seçim sonuçlarını bu uyumsuzluk muhakkak etkilemişti. Aynı zamanda CHP’nin başarısız olarak yorumlanmasının temel sebeplerinden biriside; iki dönemdir belediye başkanlığını kazandığı ve milletvekili Çetin Arık’ın memleketi olan Sarız ilçesini kaybetmiş olmasıdır. CHP teşkilatı Kayseri’de Sarıoğlan, Tomarza, İncesu gibi ilçeleri de kazanacaklarını deklare etmiş olmalarına rağmen o ilçeleri de kaybederek başarısız olmuştur. Yine kamuoyunda değerlendirilen hususlardan birisi de Pınarbaşı ilçesinde iki partinin de ayrı ayrı aday çıkarmış olmalarıdır. 2019 seçimlerinde Pınarbaşı’nın Cumhur İttifakı adayı Memduh Uzunluoğlu %42.38 oranında oy almıştır. CHP adayı Deniz Yağan %31.60 oy almıştır. Bu ilçede CHP’nin Pınarbaşı’nda 2014 yerel seçimlerindeki %7.47’lik oy oranı göz önüne alındığında ciddi bir artış olduğu dikkati çekmektedir. Öte yandan İYİ Parti’nin adayı da Pınarbaşı’nda %21.38 oranında oy almıştır. İYİ parti ve CHP’nin oylarına bakıldığı zaman toplamda %52 civarında bir oy oranı ortaya çıkmaktadır. Pınarbaşı’nda da ayrı ayrı aday göstermek yerine ittifak yoluna gidilmesi durumunda Millet İttifakı’nın ikinci ilçe belediyesini kazanabileceği değerlendirmesi yapılabilir.

Seçim sonuçları genel olarak Cumhur İttifakı açısından değerlendirildiğinde bir önceki yerel seçim ve genel seçim sonuçları ve oy oranları dikkate alındığında, gerek büyükşehir belediye başkanlığında gerekse de ilçe belediye başkanlıklarında daha yüksek oy oranlarına ulaşması beklenirken, nispeten ittifakın oy oranlarının düştüğü söylenebilir. Bu durumun nedenlerine ilişkin olarak farklı gerekçeler ortaya konabilir. Ülkenin ekonomik sorunları, uzun süredir iktidar olmanın getirmiş olduğu yıpranmışlık, seçim çalışmaları ve seçim stratejilerindeki eksiklikler vb. Ancak 2014 yerel seçimlerinde AK Parti ve MHP oyları toplamının % 85, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifakın adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın oy oranının % 70 ve son olarak 24 Haziran 2018 milletvekili seçimlerinde her iki partinin oy oranı toplamının % 71 olduğu göz önüne alındığında, Cumhur İttifakı seçimi kazanmış olsa da dikkate değer bir oy kaybının olduğu göze çarpmaktadır. İlçeler ölçeğinde düşünüldüğünde de benzer durumların söz konusu olduğu söylenebilir. İlçeler açısından özgün bir durum arz eden ilçelerden birisi olan Kocasinan’da Ahmet Çolakbayraktar ipi göğüslemiştir. Seçim öncesi kamuoyu tartışmalarında, seçim sonucu en çok merak edilen ilçelerden birisi Kocasinan olmuştur. Zira bir önceki dönemde Kocasinan belediye başkanı olan Mustafa Çelik’in büyükşehir belediye başkanlığına geçmesi ile göreve gelen Ahmet Çolakbayraktar’ın girdiği ilk seçimde seçmenden nasıl bir teveccüh göreceği, çalışmalarının karşılık bulup bulmadığı merak konusu olmuştur. Bu bağlamda Çolakbayraktar’ın kendi seçmeni ile belirli bir uyum yakaladığı ve yakınlık kurduğu ve bunu da seçim sonuçlarına yansıtmayı başarabildiği söylenebilir.

Sonuç olarak demokrasinin en önemli bileşenlerin birisi olan seçim ilkesinin, 31 Mart tarihinde Kayseri’de sorunsuz ve geniş katılımlı olacak şekilde hayata geçirildiğini söyleyebiliriz. Ülkenin farklı bölgelerinde yaşanan bir takım küçük sorunlara karşın, Kayseri seçmeni olgun bir seçmen davranışı göstermiştir. Öte yandan seçim sonuçlarından ve adayların mazbatalarını almasından sonra, Kayseri kamuoyunda başkanlardan bazı beklentiler farklı başlıklarda yoğunlaşmaktadır. Bu başlıkların ayrıntılı bir değerlendirmesine girmemekle beraber, neler olduğuna kısaca başlıklar halinde değinmekte yarar bulunmaktadır:

1- Kayseri-Ankara hızlı treni
2- Havalimanının genişlemesi
3- Trafik ve ulaşım sorunu: Her ne kadar Kayseri ulaşım ve yollar konusunda Türkiye’nin en rahat şehirlerinden birisi olsa da göze çarpan bir şekilde bu konuya ilişkin kaygılar kendisini hissettirmektedir. Artan yaya ve araç trafiği, önümüzdeki yıllarda bu konuyu gündemin ilk sıralarına yerleştirecektir. Ayrıca araç park sorunu da ciddi bir sorun olma potansiyeline sahiptir.
4- Sayın Cumhurbaşkanı’nın da sık sık ifade ettiği üzere dikey yapılaşma ve bunun yol açtığı sorunlar.
5- Çevreye duyarlı ve estetik olmayan yapılaşma sorunu
6- Tarihsel dokunun ve kent kimliğinin korunması
7- Park ve yeşil alan ihtiyacı. Özellikle hafta sonları insanların gidebilecekleri yakın mesafelerde mesire alanı ihtiyacı. (Haftasonu Beştepelerdeki yoğunluk dikkate alındığında bu ihtiyaç daha yakından anlaşılacaktır.)
8- Şehre ve yerleşim alanlarına yakın verimli tarım arazilerinin korunması
9- Kent ormanı ve millet bahçesi
10- Kentsel yapılardaki görüntü kirliliğinin azaltılması
11- Kültürel, akademik ve entelektüel faaliyetlerin desteklenmesi
12- Şehrin bazı bölgelerinde kış aylarında yaşanan hava kirliliğinin önlenmesi

PUTİN’İN KIRGIZİSTAN ZİYARETİ VE SONUÇLARI

19.04.2019

Doç. Dr. Cengiz BUYAR
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim üyesi
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin 28 Mart 2019 tarihinde, Kırgızistan’a protokol kurallarına göre iki ülke arasında en üst derecedeki ilişkileri gösteren ilk Devlet ziyaretini gerçekleştirdi. 2000 yılından günümüze Kırgızistan’a 9 ziyaret gerçekleştiren Validimir Putin’in bu ziyareti diğerlerine göre çok daha geniş kapsamlı olarak gerçekleştirildi ve bilhassa ekonomi, askeri ve eğitim alanlarında Kırgızistan’a çıkarma şeklinde geçti. Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov, Putin’i Manas Havalimanında karşıladı. Putin bu ziyaretinde hayli ilgi gören meşhur makam aracı Aurus’u da (Latince altın demek) ilk defa beraberinde Kırgızistan’a getirdi.

Putin’in ziyareti öncesinde yapılan açıklamalarda, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) çerçevesindeki entegrasyon meselelerinin bu ziyaretin temel konusu olacağı ifade edilmiştir. Rusya Başkanlık Basın Sözcüsü Dmitriy Peskov, “bu bütün protokol kurallarının yerine getirileceği bir devlet ziyareti olacaktır. En önemlisi ise beklediğimiz antlaşmaların yapılmasıdır.” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Kırgızistan’da ise bu ziyaretin amacı, Kırgız-Rus ilişkilerini, işbirliğini, stratejik ortaklığı daha da geliştirmek, dostluğu pekiştirmek ve ortak ekonomik projeleri geliştirmek şeklinde belirtilmiştir. Ziyaret öncesi yapılan açıklamalar ve ilk defa böyle geniş kapsamlı, devlet statüsünde bir ziyaretin gerçekleştirilmesi, Rusya’nın bölgeye yönelik politikalarının daha yerel, birebir ve kapsayıcı olacağının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. 28 Mart 2019 Perşembe sabahı Bişkek’e gelen Putin için Ala Arça Başkanlık Rezidansında resmî karşılama töreni düzenlendi. Ardından ikili görüşmeler ve daha sonra da heyetler arası görüşmeler yapıldı. Ardından ortak bildiri ve çok sayıda ikili antlaşma imzalandı; 6,5 milyar dolarlık ekonomik değeri olan antlaşmalar yapıldı. Daha sonra da basın konuşmaları gerçekleştirildi.

Ekonomik İlişkiler İle İlgili Çalışmalar
Putin’in ziyareti öncesinde iki ülke ilişkilerinin çok boyutlu olarak geliştirilmesi doğrultusunda heyetler arası görüşmeler yapıldı. Bunların en önemlilerinden biri yaklaşık 700 kişinin katıldığı, Kırgızistan-Rusya 8. Bölgelerarası Stratejik Ortaklık ve Entegrasyonun Yeni Ufukları Konferansı idi. Konferansa Başbakan yardımcılar, ekonomi bakanları, devlet başkanlarının danışmanları da katılmışlardır. Bu konferansta,
- Avrasya Ekonomik Birliği’nin ticarî, endüstriyel alanlardaki entegrasyonunun geliştirilmesi ve bunun hayata geçirilme yolları,
- Avrasya Ekonomik Birliği dijital ortak sistemlerin uygulanmasında ikili işbirliği,
- Kırgızistan ve Rusya'nın tarımsal sanayi potansiyelinin geliştirilmesi ile yatırım ve ekonomik işbirliği yollarının geliştirilmesi,
temalı yuvarlak masa toplantılarında belirtilen konular etraflı bir şekilde ele alınmıştır. Konferans neticesinde ilerleyen günlerde bu alanlarda karşılıklı somut adımların atılması için gerekli görüş alış verişinde bulunulmuş ve ortak çalışma zeminlerinin oluşturulması için hazırlıklar yapılmıştır. Konferansın ikinci gününde katılımcılara hitap eden Putin, bu formattaki düzenli buluşmaların ikili ilişkilerin gelişimi ve problemlerin çözümünde çok önemli rolünün olduğuna dikkat çekmiştir.
Avrasya Ekonomik Birliği’nin sağlam bir şekilde teşkili için Rusya bölge ülkelerinde çeşitli fonlar kurmuştur. AEB’nin entegrasyonunun hızlı ve sağlam bir şekilde gerçekleşmesi bu fonlar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede Kırgızistan’ın AEB’ye entegrasyon sürecini sağlayacak bir enstrüman olarak 24 Kasım 2014 tarihinde Rus-Kırgız Geliştirme Fonu kurulmuştur. Bu fon entegrasyon sürecinin gerçekleşmek için Nisan 2019 itibariyle Kırgızistan’daki kuruluşlara 1700 proje için toplamda 316 milyon 779 bin dolarlık kredi vermiştir.
Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Ermenistan ve Belarus arasında kurulan AEB çerçevesinde 2015-2018 yıllarında karşılıklı ticaret 202 milyar 757,7 milyon doları bulmuştur. Verilere bakıldığında bu ticaretteki en büyük pay Rusya’ya aittir. Söz konusu ekonomik birlik Rusya ekonomisinin gelişmesini sağlamış, birlik dışından gelen ürünlere konulan vergilerle Rus mallarının pazardaki rekabet gücü artmış ve pazar alanı genişlemiştir. Genel olarak bakıldığında Rusya’nın, AEB çerçevesinde siyasî ve ekonomik nüfuzunu güçlendirdiği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Putin’in bu ziyaretinde yaptığı antlaşmaların AEB çerçevesinde çok yönlü ve daha uzun vadeli hedefleri kapsadığı açık bir şekilde görülmektedir.

Aşağıdan Yukarı: Rusya (38,6), Belarus (13,8), Kazakistan (5,8), Kırgızistan, Ermenistan
AEB çerçevesinde gerçekleştirilen karşılıklı ticaretin gelişim oranı

Askerî İşbirliği
Vladimir Putin’in bu ziyareti esnasında imzalanan en önemli antlaşmalardan birini Kant şehri yakınlarında bulunan Birleştirilmiş Rus Hava Üssünün 58,3 hektar daha genişletilmesi ve iki ülke arasında 20 Eylül 2012 tarihinde imzalanan askerî antlaşmanın yenilenmesi teşkil etmektedir. Antlaşmada, Birleştirilmiş Hava Üssü olarak:
- Çüy Bölgesi, Kant şehrindeki hava üssü,
- Çüy Bölgesi Panfilov Rayonundaki (ilçesindeki) bağlantı merkezi
- Isık Göl Bölgesi Karakol şehrindeki denizaltı silahları deneme üssü ve Celal Abad Bölgesi Maylu Suu şehrindeki Radyosismik Labarotuvarı kastedilmektedir.
2012 yılındaki antlaşmanın 6. maddesine göre Rus tarafı kiralanan toprağın metrekaresi için 50 sent ve Isık Göl Bölgesindeki su alanının metrekaresi için de 10 sent ödemektedir. Yine bu antlaşmaya göre Rus tarafı 811,2 hektar bağlantı alanı ve Isık Göl’de de deneme üssü olarak 55 hektar alan kiralamıştır. Yetkililerin verdiği bilgilere göre ilave olarak verilen arazi taraflar arasında net bir şekilde tespit edilmiştir. Yine bu antlaşma ile insansız hava araçlarının ve pilotsuz hava sistemleri tanımlamaları da antlaşmaya dâhil edilmiştir. Bütün bunlar için Rusya’nın Kırgızistan’a ödediği toplam tutar 4 milyon 502 bin 495 dolardır. Yeni antlaşma ile kara üslerinin toplamı 811,2 hektardan 851,22 hektara, Isık Göl’deki deneme üslerinin alanı da 55 hektardan 73,3 hektara çıkarılmıştır. Böylece Rusya, Kırgızistan’a yıllık 291 bin 600 dolar daha ödeyerek toplam ödemesini 4 milyon 794 bin 95 dolara çıkarmıştır.

2017 yılında Rus yetkililer Kırgızistan’da ikinci bir hava üssü açmayı planlamadıklarını ifade etmiş; diğer ülkelerde de olan Rus hava üslerinin bölgede ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı koyabilecek potansiyele sahip olduğunu belirtilmişlerdi. Buna karşılık Moskova’nın Tacikistan ve Kırgızistan’da bulunan üslerin savaş kapasiteleri, hazırlık durumları ve yerel askeri kaynaklarla birlikte işbirliği ilişkilerinin güçlendirilmesine odaklanacağı açıklanmıştı. Dolayısıyla bu yeni antlaşmanın da tam bu hedefler doğrultusunda yapıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere Temmuz 2014’te Manas Havalimanı yanında bulunan Amerikan Hava Üssü kapatılmıştı. Böylece Akayev döneminden beri izlenen askerî alandaki denge siyasetinde Rusya’nın üstün geldiği yorumları yapılmıştı. 2003’ten itibaren Rusya Kırgızistan’da bulunan Birleştirilmiş Hava Üssü’nü devamlı geliştirmiştir. Rusya bu son antlaşmayla birlikte bölgedeki askerî varlığını daha da pekiştirmiştir.

Eğitim İlişkileri ile İlgili Çalışmalar
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu seferki ziyareti esnasında eğitim alanında geniş çaplı antlaşmalar yapması ve bu yöndeki işbirliklerine çalışmalara ağırlık vermesi dikkate değer bir durum arz etmektedir. 27 Mart 2019 Çarşamba günü Bişkek’te Cumhurbaşkanlığı himayesinde “Bilim ve Eğitimin Gelişmesi Geleceğe Yatırımdır” başlıklı bir rektörler forumu gerçekleştirilmiştir. Kırgızistan Başkanı Sooronbay Ceenbekov foruma katıldı ve böylece forumda verimli, somut sonuçlar ortaya konması amaçlanmıştır.
Kırgızistan Meclisinden 7, başkanlık ofisinden 5, hükümetten 3, Eğitim ve Bilim Bakanlığından 6 üst düzey bürokrat, Kırgızistan’ın Moskova Büyükelçisi, beraberinde üç yetkiliyle birlikte Rusya’nın Bişkek Büyükelçisi, Kırgızistan Belgelendirme Yüksek Komisyonu Başkanı, Bilimler Akademisinden 10 akademisyen, İşadamları Derneğinden 3 direktör, Kırgızistan üniversitelerinden 61 rektör veya üst düzey yönetici katıldı. Buna karşılık Rusya Federasyonu Başkanlık Ofisinden 3, Bilim ve Yüksek Öğretim Bakanı ile hükümet organlarından 10 bürokrat, Rusya üniversitelerinden 42 rektör ve üst düzey yönetici, değişik üniversitelerinden 30 üst düzey temsilci, İşadamları Derneği temsilcisi olarak 1 kişi bu foruma iştirak etti.
Üst düzeyde katılımın sağlandığı forumda katılımcılar, “Avrasya bölgesinde ortak bir eğitim alanının oluşturulması, güçlendirilmesi, geliştirilmesi ve yükseköğretim alanındaki işbirliğinin genişletilmesi”, konularını etraflı ve somut bir şekilde ele almışlardır. Daha sonra heyetler Kırgızistan’ın ileri gelen üniversitelerini ziyaret etmiş ve geniş kapsamlı işbirliği antlaşmaları yapmışlardır. Meşhur Moskova Devlet Üniversitesi’nin Bişkek’te şubesinin açılmasına karar verilmiştir. Bu çalışmalar Cumhurbaşkanı Ceenbekov’un bizzat katılımıyla Putin ülkeye gelmeden önce yapılmıştır. Putin’in bu ziyareti çerçevesinde bilhassa eğitim alanına bu kadar önem vermesi dikkat çekicidir. Bundan önceki ziyaretlerde eğitim alanındaki işbirlikleri çok sınırlı bir şekilde gündeme gelmiştir. Rusya Federasyonunun eğitim alanına öncelik vermesi, hiç şüphesiz artık bölgeyle ilgili sağlam, ayağı yere basan uzun vadeli politikalar geliştirmeyi amaçladığı şeklinde yorumlanabilir. AEB çalışmaları çerçevesinde bölge halklarının diğer alanlarda da entegre olmalarını sağlayacak bir eğitim alanının oluşturulması da bu hedefler arasında gösterilebilir. Aslında Putin bölgeyle ilgili uzun vadeli hedeflerin gerçekleştirilebilmesinin yolunun eğitimden geçtiğini anlamış ve bunun için Bişkek’i ziyaretinde büyük bir eğitim ordusu çıkarması yapmıştır.

İmzalanan Belgeler
Ziyaretinin neticesinde iki devlet başkanı toplamda 17 belge imzalamıştır. Bunlar 2 protokol, 2 yol haritası, 6 memorandum ve 7 antlaşmadan oluşmaktadır.

Protokoller:
1. 20 Eylül 2012 tarihinde yapılan Rusya’nın askeri üssünün durumu ve şartları ile ilgili antlaşmada değişikliklerin yapılması ile ilgili protokol.
2. 6 Haziran 2016 tarihli petrol ve petrol ürünlerinin İhracı alanında işbirliği antlaşmasında değişikliklerin yapılması ile ilgili protokol.
Yol Haritaları:
1. Kırgız Cumhuriyeti Üretim Enerji ve Yeraltı Zenginliklerini Değerlendirme Komisyonu ile Gazprom AŞ.’nin petrol ve gaz üretimi ile ilgili yatırım yapması.
2. 2019-2021 yıllarında Kırgızistan ile Avrasya Geliştirme Bankası arasında işbirliğinin gerçekleştirilmesi
Memorandumlar:
1. Kırgız Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Geliştirme Bakanlığı arasında ticarî-ekonomik işbirliği ve ulusal projeleri gerçekleştirmek için tecrübe paylaşımı,
2. Kırgız Cumhuriyeti Ulaştırma ve Yol Bakanlığı, Kırgız Demir Yolu Devlet Şirketi ile Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanlığı Rusya Demir Yolu Şirketi arasında Kırgızistan’daki demiryolu ağlarının geliştirilmesi projelerinde işbirliği,
3. Kırgız Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı ve Rusya Federasyonu Eğitim Bakanlığı arasında işbirliği,
4. Kırgız Cumhuriyeti Gençlik, Beden Eğitimi ve Spor Devlet Ajansı ile Rusya Federasyonu arasında beden eğitimi ve spor alanlarında işbirliği,
5. Astra Solar, Hevel ve VEB şirketleri arasında karşılıklı ürün ihracatı,
6. Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına bağlı Devlet Yönetim Akademisi ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanına bağlı Ulusal Ekonomi ve Devlet Yönetim Akademisi arasında işbirliği.
Antlaşmalar:
1. Hükümetler arası askerî iletişim sistemi geliştirilmesi antlaşması.
2. Kırgız Patent ile Rusya Entellektüel Mülkiyet Federal Ajansı arasında PatSearch patent bilgi-araştırma sistemine erişime izin verilmesi antlaşması.
3. Kırgız Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Rusya Departmanının ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermek üzere uluslararası sağlık hizmetleri işbirliği kurallarının geliştirilmesi antlaşması.
4. Kırgız Cumhuriyeti Din İşleri Devlet Komisyonu ile Rusya Federasyonu Halkişleri Federal Ajansı arasında işbirliği antlaşması. 5. VTB Bankası, Alyans Grup ile Alyans Altın arasında işbirliği antlaşması.
6. Rusya-Kırgızistan Geliştirme Fonu ile Rus Doğrudan Yatırım Fonu arasında işbirliği antlaşması.
7. Kırgız Cumhuriyeti Yükseköğretim Kurumları Birliği ile Rusya Rektörler Konseyi arasında işbirliği antlaşması.

Vladimir Putin’in ziyareti esnasında imzalanan belgeler toplamda 6 milyar 135 milyon Dolarlık bir ekonomik karşılığa sahiptir.
Bölge Uzmanlarının Değerlendirmeleri
Putin’in daha öncekilere göre bu ziyaretinin çok daha planlı hazırlandığı, daha önceki eleştirilerin dikkate alındığı ve ziyarette ikili menfaatlerin ön planda tutulduğu görülmektedir. Önceki ziyaretlerde Rusya’nın bölgeye yaptığı bilhassa ekonomik destekler eleştirilmekte idi. Örneğin Kırgızistan’a yapılan yardımlarla ilgili olarak İA Regnum haber kanalına daha önceki bir tarihte değerlendirmelerde bulunan D. Orlov’un değerlendirmeleri bu noktada hayli dikkate değerdir. Rus analist, genel olarak bağımsızlık sonrası süreçte Kırgızistan’a, diğer ülkeler gibi Rusya’nın da milyar dolarlık yardımda bulunduğunun üzerinde durarak bu yardımlarının bir kısmının kredi, bir kısmının faizsiz borç, bir kısmının ayni, yine bir kısmının da proje karşılığı hibe olarak verildiğini belirtiyor. Bununla birlikte bu destekler büyük oranda hedeflendiği şekilde harcanmamaktadır. Rus analist, kredi olarak verilen paraların faizlerinde indirimlere gidildiğini bazen anapara üzerinden indirime gidildiğini, borçların belli aralıklarla silindiğini, proje desteği olarak hibe edilen desteklerin de yine proje doğrultusunda harcanıp harcanmadığı ile ilgili denetimlerin yapılmadığını ve raporların takip edilmediğini de belirtiyor. Dolayısıyla Rusya tarafından yapılan yardımların büyük oranda hedeflendiği şekilde değerlendirilmediğinin de farkında olduklarını ortaya koyuyor. Bundan sonra yapılacak yardımların çok daha detaylı, somut projeler üzerinden ve kontrol edilebilir prosedürlerle yapılması gerektiğinin üzerinde duruyor. Analist, Rusya’nın yanında Batı ülkeleri, Amerika, Türkiye ve Arap ülkelerinden Kırgızistan’a çok yüklü miktarlarda yardımların aktığı, bu yardımlarla günümüzdeki durumun çeliştiği, Kırgızistan’ın şimdiye kadar ekonomisinin çok daha ileride ve halkın refah düzeyinin çok yukarılarda olması gerektiğini ifade ediyor. Aslında yöneticilerin ülkenin daima bu fakir ve bozuk ekonomik durum içerisinde bulunmasını istedikleri, bunun onlar için hayli kârlı olduğu, böylece dışarıdan yardımların aralıksız olarak devam edeceği ve bu yardımlardan nemalanan kesimlerin de bu şekilde çalışmadan, üretmeden, gayret göstermeden zenginliklerini devam ettireceği belirtiliyor. Yöneticiler dışarıdan gelen nakdî yardımları sistem dışına çıkarıyor, halk fakir ve zor ekonomik şartlar altında yaşarken; onların sistem dışına çıkardıkları bu paralarla lüks araçlar, evler, yatlar, yurt dışında mülkler aldıkları ve çocukları, torunlarıyla birlikte rahat bir hayat sürdükleri değerlendirmelerinde bulunuyor. Orlov, “Kırgızistan ekonomisinin güçlenmesi, gelişmesi onlar için endişe verici. Çünkü nemalanmakta oldukları sistem o zaman sona erer.” değerlendirmesiyle Kırgızistan’a yapılan ekonomik yardımlarla ilgili durumu ortaya koyuyor.
Kırgızistanlı politolog K. Abdımen “bu ziyaret tamamen farklı bir ölçekte ve jeopolitik öneme sahip. Orta Asya’daki diğer uluslararası oyuncular hiç şüphesiz bu ziyaretin bütün alanlardaki sonuçlarıyla ilgileneceklerdir. …Ceenbekov’un istikrar, öngörülebilirlik ve sürdürülebilirlik politikası bölgedeki bütün oyuncular için çekici. Putin’in bu ziyareti daha önceki dönemlerde ulaşılamayan hedeflere ulaşılabileceğini de gösterdi. … Putin’in en üst düzeyde organize edilen bu Kırgızistan ziyareti ve ileri düzeydeki sonuçları diğer ülkeleri de harekete geçirebilir ve Kırgız Cumhuriyeti ile ilişkilerini daha da geliştirmeyi düşünebilirler.” şeklinde bu ziyareti değerlendirmiştir.
Güvenlik uzmanı M. Mamıtkanov ise “Kırgızistan böylece jeopolitik yönelimini ve ileriye dönük gelişim çizgisini göstermiş oldu. Bununla birlikte Avrasya Ekonomik İşbirliği’ne entegre olma süreci, Kırgızistan’ın çok yönlü denge siyasetini kaybettiği anlamına gelmiyor. Böylece belirli bir noktaya doğru odaklanarak ekonominin istikrarlı bir şekilde büyümesini sağlıyoruz. Bu şekilde dış politikada kazanımlarımız olacak. Çünkü elimizi açıp dünyayı dolaşmayı bırakmalıyız ve kendimizi daha ciddî bir oyuncu olarak konumlandırmalıyız. … Orta Asya’daki jeopolitik aktörlere Rusya’nın bölgedeki rolü ve Kırgızistan’ın pozisyonu güçlü bir sinyal ile gösterildi. Şimdi Kırgızistanlıların istikrarı muhafaza etmeleri, ülkenin faydasına çalışmaları ve elbette istikrarı bozmak isteyen provakasyonlara, radikal, ekstremist hareketlere fırsat vermemeleri gerekir.” şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.
Rus uzman Vladimir Lepehin ise “Göründüğü kadarıyla Avrasya Ekonomik Birliği’nin entegrasyon temposunda bir azalma yok. Putin’in Kırgızistan ziyareti birliğin gerçek resmini gösteriyor. Arka plandaki Ermenistan ve Belarus ile yapılan zorlu görüşmelere rağmen bu seyahat tam tersini kanıtlıyor. Yani entegrasyon gerçekleştirilebiliyor. Zorluklar, problemler elbette var, ama birlik adım adım ilerliyor. Her iki başkanın konuşmaları da Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki diğer ülkeler için birer örnek teşkil ediyor.” Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Dış İlişkiler Bölümü Başkanı Daniyar Sıdıkov, bu ziyaret vesilesiyle Kırgızistan’ın diğer ülkelerle olan ilişkilerini hangi prensiplere göre kurduğunu ve dış politika konseptini de açıklamıştır. Buna göre Rusya ve Kazakistan müttefik ülkelerdir. 27 Temmuz 2000 tarihinde Rusya ile, 25 Aralık 2003 tarihinde de Kazakistan ile müttefiklik antlaşması yapılmıştır. Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan komşu ve stratejik ortaktır. Çin ve Türkiye ise stratejik ortaktır. Kırgızistan adı geçen ülkeler ile bu çerçevede dış ilişkilerini tesis etmektedir.

Sonuç
Bu ziyaretin en ince ayrıntılarına kadar çalışıldığını, ülke menfaatleri açısından sahadaki verilerin çok iyi analiz edildiğini yapılan antlaşmalar net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ziyaret öncesi yapılan açıklamalar ve ilk defa böyle geniş kapsamlı, devlet statüsünde bir ziyaretin gerçekleştirilmesi, Rusya’nın bölgeye yönelik politikalarının daha yerel, birebir ve kapsayıcı olacağının bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu ziyaretin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1 Ekim 2018 tarihinde Kırgızistan’a yaptığı üst düzey ziyaretin formatına benzer oluşu da dikkat çekici idi. Yapılan antlaşmalardan ve açıklamalardan Rusya’nın bölgedeki hareketleri yakından takip ettiği, bölgedeki yumuşak güç politikasında da üstün olmaya çalıştığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu, Rusya’nın, bölgede varlık göstermeye çalışan Çin, Amerika, Avrupa gibi bütün oyuncuların da hamlelerine birebir alternatifler geliştireceği şeklinde de ifade edilebilir. Ziyaret çerçevesinde ekonomik, askerî ve eğitim olmak üzere üç temel alanda önemli antlaşmalar yapılmıştır. Ekonomik olarak 6,5 milyar dolarlık antlaşmalar yapılmış, askerî olarak bölgedeki imkânlar hayli genişletilmiştir. İlk defa eğitim alanında da bu kadar geniş kapsamlı çalışma ve antlaşmalar yapılmıştır. Bu da bölgeyle ilişkilerin uzun vadeli gelişmesinin eğitim yoluyla olabileceği anlayışının Rus politikası tarafından kabul edildiğini gösteriyor. Bundan sonraki süreçte Rusya’nın, bölge ülkelerinde eğitim alanlarında yeni çalışmalar yapacağı öngörülebilir.
Rusya, uluslararası arenada etrafına örülen baskı duvarlarını kendine hâkim olabileceği alanlar kurarak aşmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda da ekonomik, siyasi ve askeri politikasında Avrasya Ekonomik Birliği böyle bir öneme sahiptir. Bu ziyaret esnasındaki çalışmalar, bu alanın daha sağlam bir şekilde kurulması yolundaki stratejik hamlelerdir.
Netice itibariyle ziyaretin anahtar kelimesi olarak entegrasyon yani bütünleşme öne çıkıyor. Bu bağlamda Rusya’nın AEB çerçevesinde her alanda bölgeyle ilişkilerini en üst düzeyde geliştirmek bir diğer ifade ile bölgeyi her bakımdan kontrolü altına almak istediği, bunu da AEB çerçevesinde entegrasyon adı altında yapmaya çalıştığı söylenebilir.

Kaynaklar
https://www.kp.kg/daily/26959.4/4013211/
https://www.tazabek.kg/news:1537810/?from=kgnews&place=mainimp
http://www.tazabek.kg/news:1537881/?from=portal&place=reviews
http://kg.akipress.org/news:1537454/?from=portal&place=imp-kg
https://iz.ru/861723/egor-sozaev-gurev-irena-shekoian-sergei-izotov/dorogie-druzia-moskva-i-bishkek-podpisali-soglasheniia-na-12-mlrd
http://orasam.manas.edu.kg/index.php/kg/kirgizistan-kg/1811-zheenbekov-menen-putindin-zholugushuusunun-zhyjyntygynda-eki-taraptuu-17-dokumentke-kol-koyuldu?fbclid=IwAR0zvsZu0ZVZs37qZU-LS6ke4e7_0xX35MV9OOWEj7CsnSoAGLq-G3gkkHU
https://www.kp.kg/daily/26959.4/4013211/
http://www.kabar.kg
http://www.kabar.kg/news/v-apparate-prezidenta-kr-rasskazali-o-soiuznikakh-i-strategicheskikh-partnerakh-strany/
http://www.kabar.kg/news/vpechatlenie-biznesa-ot-gosvizita-podpisannykh-kontraktov-a-takzhe-tochkakh-soprikosnoveniia-s-rossiiskim-biznesom/
http://www.kabar.kg/news/oleg-pankratov-zaiavlennye-6-mlrd-doll-ssha-stanut-ochen-sushchestvennym-tolchkom-dlia-nashei-ekonomiki/
https://iz.ru/859419/2019-03-22/peskov-rasskazal-o-podgotovke-poezdki-putina-v-bishkek
http://www.kabar.kg/news/kakovy-ozhidaniia-kyrgyzstana-ot-pervogo-gosvizita-putina-v-bishkek/
https://iz.ru/861723/egor-sozaev-gurev-irena-shekoian-sergei-izotov/dorogie-druzia-moskva-i-bishkek-podpisali-soglasheniia-na-12-mlrd
http://www.kabar.kg/news/putin-vydelil-znachimost-viii-kyrgyzsko-rossiiskoi-mezhregional-noi-konferentcii/
http://www.tazabek.kg/news:1537881/?from=portal&place=reviews
http://ru.vzglyadriv.kg/kyrgyzstan/23768-territoriya-rossiyskih-voennyh-obektov-v-kyrgyzstane-uvelichitsya-na-583-ga.html; http://infoshos.ru/ru/?idn=21098
http://ru.vzglyadriv.kg/kyrgyzstan/10850-rossiya-ne-budet-sozdavat-v-kyrgyzstane-vtoruyu-voennuyu-bazu.html
http://bilim.akipress.org/ru/news:1537071?fbclid=IwAR3eIR6Cw6i0AN51AHy6HyQaoNk5q2L1u_tfo06pdGHHnAF4so1T-SNhM3Q
http://bilim.akipress.org/ru/news:1537052/?fbclid=IwAR3FogwTLHgcbVMX5KM0AQYfKFcn4qYzp9QQ2iT3Sk9tf8i2OWHybAS62zk
https://www.kp.kg/daily/26959.4/4013211/
http://www.kabar.kg/news/v-apparate-prezidenta-kr-rasskazali-o-soiuznikakh-i-strategicheskikh-partnerakh-strany/
http://www.rkdf.org/ru/o_nas/otchety

NURSULTAN NAZARBAYEV İKTİDARINDA VE SONRASINDA KAZAKİSTAN

02.04.2019

Doç. Dr. Cengiz BUYAR - Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi
6 Temmuz 1940 tarihinde doğan Nursultan Abişeviç Nazarbayev 20 Nisan 1990 tarihinden 20 Mart 2019 tarihine kadar aralıksız olarak 29 yıl Kazakistan’ın Başkanlığı görevini yürüttü. 19 Mart 2019 Salı günü yaptığı halka seslenişte “Başkanlık yetkilerime son verme kararı aldım. Bu sene 30 yıl doluyor, bu en yüksek makam. Halk bana bağımsız Kazakistan’ın ilk başkanı olma imkânını verdi.” ifadeleriyle görevden ayrıldığını beyan etti ve başkan olarak bu son kararına imza attı. 20 Mart 2019 tarihinde Kazakistan kanunlarına göre görevini Meclis Başkanı Kasım Comart Tokayev’e devretti. Bununla birlikte Nazarbayev ülkenin Güvenlik Konseyi (Glava Sovbeza Kazahstana), Anayasa Konseyi ve Nur Otan (Vatan Nuru) Partisi başkanlıklarını resmi olarak devam ettiriyor. Ancak ilerleyen günlerde bu görevleri noktasında bir düzenlemeye gidileceğini düşünmek mümkün görünüyor. Ayrıca Nazarbayev’in ülkedeki istikrarın korunması açısından kontrollü bir iktidar değişimini planladığı anlaşılıyor. Böylece devletin yasama ve yürütme faaliyetleri aksamadan, kurumlar arasında çatışma yaşanmadan devlet iktidarı zarar görmeden, yönetimin yumuşak bir şekilde el değiştirmesinin amaçlandığı da söylenebilir. Bu iktidar değişiminin Singapur ve Çin’deki süreçlere benzediği tespitleri de yapılmaktadır.

PARTİ SEKRETERLİĞİNDEN BAŞKANLIĞA NAZARBAYEV
Nazarbayev, 1979-1984 yılında Kazakistan Komünist Partisi Merkezi Konseyi Sekreterliğine 1984-1989 yılları arasında Kazak SSCB Bakanlar Kurulu başkanlığına getirilmiştir. 1989-1991’de Kazakistan Komunist Partisi Merkezi Konseyi birinci sekreterliğine getirilmiştir. Bu görev özerk cumhuriyetlerde ülkede partili devlet idaresindeki en üst yönetim makamı idi. 14 Temmuz 1990-23 Ağustos 1991 arasında da Politbüro üyesi olarak görev yapmıştır. 1990 yılının Şubat ayında Kazak SSCB Yüksek Konsey Başkanlığına seçildi. Nisan ayında başkanlık makamının ihsası ile birlikte 24 Nisan 1990’da Kazakistan SSCB’nin ilk başkanı oldu. Nazarbayev biyografisinde bu tarihten itibaren kendisini Kazakistan’ın başkanı olarak göstermektedir. 1 Aralık 1991 tarihinde yapılan seçimle başkan seçildi. SSCB’nin 1991 yılında dağılma süreci ile birlikte 16 Aralık 1991 tarihinde Kazakistan Yüksek Konseyi ülkenin bağımsız bir cumhuriyet olduğuyla ilgili kanunu kabul etti ve Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan etti. 1 Aralıkta başkan seçilen Nazarbayev, bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti’nin de başkanı olarak görevi devam ettirdi. 29 Nisan 1995 tarihinde yapılan referandum ile 2000 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı süresi uzatılmıştır. 10 Ocak 1999, 4 Aralık 2005, 15 Haziran 2010 ve 26 Nisan 2015 tarihlerinde yapılan seçimler ile Nursultan Nazarbayev Kazakistan Cumhuriyeti başkanlığı görevini devam ettirmiştir.

14 Haziran 2010’da Kazakistan Senatosu tarafından çıkarılan kanunla Nazarbayev’e özel yetkiler veren Elbası (Elbaşı, Halk Lideri) statüsü tevdi edildi. 2012 yılında Halk kahramanı (Halık kaharmanı) unvanı verildi. Adı müzelere, caddelere ve daha birçok yere verildi. Bunun yanında Kazakistan’ın yeni başkanı Comart Tokayev’in yemin töreninde yaptığı teklif ile 20 Mart 2019’da başkent Astana’nın adının Nursultan yapılmasını Senato onayladı. Kazakistan Meclisi Temmuz 2018’de Kazakistan Cumhuriyeti Güvenlik Konseyi Hakkında adlı bir kanun kabul etmiş ve bu kanunla birlikte Elbaşı hayatta olduğu sürece bu konseyin başkanlığını yürütme yetkisi verilmişti. Yine Şubat 2019’da Anayasa Konseyinden kurdurduğu bir komisyonun görevden ayrılması ile ilgili hukukî süreç üzerinde çalıştığı da ortaya çıktı. Bu çalışmalara bakıldığında 2018 yılı itibariyle Nazarbayev’in Başkanlık’tan ayrılmak için gerekli hazırlıkları başlattığı ve görevden ayrıldıktan sonraki statüsü ile ilgili çalışmaları da yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Kazakistan’ın 16 Aralık 1991 tarihindeki bağımsızlığından itibaren ülkeyi yöneten Nazarbayev, Sovyetler Birliğinden ayrılan diğer ülkelere nazaran ülkesini istikrarlı bir şekilde büyüttü. Yeni kurulan ülkenin bekasını muhafaza etme adına Postsovyet ülkelerinin bazılarında olduğu gibi karışıklıkların ve kaosun oluşmaması için çalıştı ve bu tarz hareketlerin yaşandığı süreçleri başarılı bir şekilde yönetti. Ekonomik sistemi yeniden kurdu. Petrol gelirlerini düşük faizli kredilerle halka aktarmaya gayret gösterdi. Dünyanın ileri gelen yabancı yatırımcılarını ülkesine çekmeyi başardı. Dünyanın birçok büyük şirketi ülkede çok büyük yatırımlar yaptılar. Uluslararası hemen bütün markalar Kazakistan’da şubelerini açtılar. Bilhassa inşaat sektörü çok gelişti. Ülke âdeta baştan sona yenilenme sürecine girdi. Başkent Astana yeniden kuruldu. Nazarbayev, iktidarda bulunduğu süre içerisinde çıkardığı yeni kanunlarla idarî ve ekonomik sistemi dünyada gelişen yeni şartlara göre devamlı geliştirmeye çalıştı. Ülkenin içerisinde bulunduğu sosyal ve siyasal dağınıklığı büyük oranda ortadan kaldırdı. Tarihi referanslara dayanan patronaj ilişkilerini ve bunun toplum ve siyasetteki rolünü büyük oranda ortadan kaldırdı.

Eğitim alanında büyük reformlar yaptı. Kazakistan’ın yeni neslinin modern dünyayı anlayabilmeleri ve çağın şartlarına uygun eğitim alabilmeleri için çeşitli programlarla onları yurt dışına gönderdi. Dünya standartlarında yeni üniversiteler kurdu. Bu üniversitelere dünyanın farklı üniversitelerinden ileri gelen hocaları davet ederek onlara dersler verdirdi. Eğitim alanındaki reformları neticesinde Kazakistan üniversiteleri dünyaya açıldılar. Dünyadaki başarılı üniversiteler sıralamasında bugün birçok Kazak üniversitesi yer almaktadır.

Uluslararası ilişkiler de denge politikası izledi ve pragmatik adımlar attı. İzlediği tutarlı dış politika ve ilişkileri Nazarbayev’i uluslararası arenada önemli bir konuma yükseltti. Türkiye ile Rusya arasındaki 24 Kasım 2015 uçak krizinin çözülmesinin mimarı oldu. Suriye konusunda, ülkesini bu krizin dışında tutarak, Türkiye, Rusya ve İran’ı ve diğer aktörleri Astana’da bir araya getirerek bu krizin çözülmesi adına önemli bir zemin oluşturdu. Bunun yanında sınır komşuları ile romantik ilişkilerin yerine reel politiği ön planda tuttu. Ortaya çıkan problemleri bu perspektifle çözüme kavuşturmaya gayret etti. Bölgede güvenliğin sağlanması adına kurulan birliklerde pasif değil aktif bir rol aldı.

Genel olarak değerlendirildiğinde Nursultan Nazarbayev, iktidarda bulunduğu süre boyunca ortaya çıkan bölgesel ve evrensel şartlar çerçevesinde, ülkesinde istikrarı sağlamış, ekonomisini geliştirmiş, siyasî olarak ülkesini uluslararası arenada önemli bir konuma yükseltmiş, yeni neslin dünyayı tanımasını sağlamış bir liderdir. Ülkesini siyasî, sosyal ve ekonomik olarak geliştirmiş ve modern bir ülke haline getirmiştir.

ULUSLARARASI KAMUOYUNDA NAZARBAYEV’İN GÖREVİNDEN AYRILMASI
Nazarbayev, görevden ayrıldığını duyurmadan önce Rusya başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmüş ve ikili Nazarbayev’in görevden ayrılmasıyla ilgili durumu geniş bir şekilde değerlendirmiştir. Özbekistan Başkanı Şavkat Mirziyoyev de Nazarbayev’i telefonla arayarak kararının kendileri açısında üzücü olduğunu bildirmiştir. Mirziyoyev, Nazarbayev’in böyle önemli bir karar alabilen büyük bir politikacı olduğunu ifade etmiştir.

Kırgızistan başkanı Sooronbay Ceenbekov da Nursultan Nazarbayev’in görevden ayrıldığını açıklamasının ardından onu telefon ile arayıp görüşmüştür. Ceenbekov basın bildirisinde, Nazarbayev’in bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti’nin kurulup geliştirilmesindeki rolü üzerinde durmuştur. Ayrıca O’nun günümüzde ileri gelen siyaset ve devlet adamı, reformcu, bölgedeki ilişkilerin geliştirilmesindeki mimar ve sadece ulusal değil uluslararası çapta bir lider olduğunu belirtmiştir. Ceenbekov, Kırgızistan ile Kazakistan arasındaki müttefiklik, stratejik ortaklık, iyi komşuluk ve kardeşçe ilişkilerin geliştirilmesinde Nursultan Nazarbayev’in önemli rolünü de bilhassa vurgulamıştır. Nazarbayev’e her şeyin en iyisi ve uzun bir hayat dileklerinde bulunmuştur.

Beyaz Rusya başkanı Aleksandr Lukaşenko, Nazarbayev ile olan iyi ilişkilerine vurgu yaparak onun görevden ayrılmasından duyduğu üzüntüsünü kendisine bildirmiştir.
Birleşmiş Milletler eski genel sekreteri Pan Gi Mun ise Nazarbayev’in arkasında büyük bir miras bıraktığını, onun gerek ülkesinde gerekse bölgede istikrarın ve düzenli gelişmenin sağlanması konularını ciddi bir şekilde ortaya koyan, çözmeye çalışan uluslararası büyük bir lider olduğunu belirtmiştir. Avrupa Birliği temsilcisi ise Nazarbayev’den sonra ülkenin başına Tokayev’in geçmesiyle Batı ülkeleri ile Kazakistan’ın ilişkilerinin daha da gelişeceğini ifade etmiştir.

YENİ BAŞKAN KASIM COMART TOKAYEV Kazakistan’ın ilk başkanı Nursultan Nazarbayev’den görevi devralan Kasım Comart Tokayev, başkanlık süresinin biteceği Nisan 2020’ye kadar Kazakistan’ın başkanı olarak görev yapacaktır. Tokayev 17 Mayıs 1953 tarihinde Alma-Ata’da doğdu. Kazakistan geleneklerinde ifade edildiği üzere Büyük Cüz’ün içerisindeki Calayır (Celayir) boyunun Kuşik kolundandır.

- 1975 yılında Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nü bitirdi. SSCB Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı ve Singapur elçiliğinde görevlendirildi.
- 1979’dan 1983 yılına kadar merkezde çalıştı.
- 1983 yılında 10 aylık staj için Pekin Dil Enstitüsü’ne gönderildi.
- 1984-1985 yıllarında yine merkezde çalıştıktan sonra Pekin Elçiliği’nde görevlendirildi. Burada 1991 yılına kadar çalıştı.
- 1992 yılında Rusya Federasyonu Diplomasi Akademisi’ndeki eğitimini tamamladı.
- 1992 yılında Kazakistan Cumhuriyeti Dışişleri bakan yardımcısı, 1993’te birinci bakan yardımcısı olarak atandı.
- 1994’te ise Dışişleri bakanı oldu.
- 1998’de doktora tezini savundu.
- 1999’da Başbakan yardımcısı, Ekim 1999’da da Başbakan oldu.
- 2002’de bu görevinden istifa etti.
- 2003’de Devlet Sekreterliği ve Dışişleri Bakanlığı görevine getirildi. 2007 yılına kadar bu görevini devam ettirdi.
- 2007 yılından beri Nur Otan Partisi’nin üyesidir.
- 2007 yılında Kazakistan Cumhuriyeti Parlamento Senatosuna (Üst Meclis) senatör olarak seçildi.
- 16 Ekim 2013 tarihinde Kazakistan Cumhuriyeti Parlamento Senatosu Başkanlığı’na seçildi.
Birçok ulusal ve uluslararası kuruluşa üye olan Tokayev, bütün hayatını aktif siyasetin içerisinde geçirmiş, uluslararası dengeleri iyi bilen tecrübeli bir devlet adamıdır. Uluslararası ilişkiler alanında 9 kitabı ve çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Kazakça ve Rusça’nın yanında iyi derecede İngilizce, Çince ve Fransızca bilmektedir. Evli ve bir erkek çocuğu vardır.

MUHALEFETİN GÖREV TESLİMİNE BAKIŞI
Kazakistan’daki muhalifler Elbaşı statüsüne sahip, Güvenlik Konseyi ve Nur Otan Partisi’nin başkanlığını elinde bulunduran Nazarbayev’in başkanlıktan ayrılmakla birlikte iktidardan çekilmediğini, ülke siyaseti üzerindeki etkisini aynı şekilde devam ettireceğini iddia ediyorlar. Bilhassa Güvenlik Konseyi başkanlığı sayesinde onun devletin her kademesini çok sıkı bir şekilde kontrol edeceğini ileri sürüyorlar. Başkanlık değişiminin halkın ve muhalefetin tepkisini yatıştırmayı planlayan bir illüzyon, Tokayev’in de geçiş süreci figürü olduğunu, tamamen Nazarbayev’e bağlı ve ondan emir alacak bir başkan olacağını ifade ediyorlar. Muhalefet, yeni başkan Tokayev’in meclisteki konuşmasında Nursultan Nazarbayev’i yücelten konuşmalarını, başkentin adının Nursultan olarak değiştirilmesi, caddelere onun adının verilmesi teklifini ve bunun senato tarafından kabulünü de bunların bir göstergesi olarak ileri sürüyor. Bunun yanında Tokayev’in ardından Nazarbayev’in büyük kızı Dariga Nazarbayeva’nın Senatonun yeni başkanı olarak seçilmesini de monarşik bir yönetim şeklinin Kazakistan’da devam ettirileceğinin bir işareti olarak gösteriyorlar. Nazarbayev’in bu şekilde bir hamleyle 2020 yılında yapılacak başkanlık seçimlerine kızı Dariga’yı hazırladığını ileri sürüyorlar.

NAZARBAYEV SONRASI KAZAKİSTAN Nursultan Nazarbayev’in başkanlığı bırakmasıyla birlikte Kazakistan politikasının ve dolayısıyla ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceği ile ilgili sorular sorulmaya başlandı. Bu noktada Nazarbayev’in bu kararı almasının temel nedenlerinden birinin de aslında ülkenin ve ülkedeki iktidarın geleceği olduğu anlaşılıyor. Özbekistan’da İslam Kerimov’un ölümü sonrasında kısa süreli de olsa ülkede bir belirsizliğin oluşması ve siyasetteki aktörlerin hızla değişmesi, ileriye yönelik istikrar noktasında endişelerin oluşması gibi bir sürecin yaşanmasının Nazarbayev’in iktidardan ayrılma sürecini tetiklediği söylenebilir.

Kazakistan’da 2007-2010 yılları arasında yaşanan büyük ekonomik kriz ve devalüasyon, ardından 2010’dan itibaren petrol fiyatlarındaki düşüşler ve dünya ekonomisinin hızla daralması, Kazakistan ekonomisinin de hızla daralmasına neden oldu. Bu ekonomik krizin şiddetini artırarak günümüze kadar devam etmesi Kazak toplumunda Nazarbayev aleyhine ciddi rahatsızlıkların oluşmasına, sert eleştirilere, gösterilerin yapılmasına, muhalefetin güçlenmesine sebep oldu. Bunun yanında bilhassa sosyal medyada, basın yayın organlarında devlet yönetiminde nepotizm, kronizm ve patronaj ilişkilerinin hayli ileri boyutlara ulaştığı iddiaları da çok yaygın bir şekilde dillendirilmeye başlandı. Son dönemde bilhassa Nisan 2019’da Kazakistan’da Nazarbayev aleyhinde büyük mitinglerin yapılacağı haberleri de yayılmaya başlamıştı. Gerek ekonomik gerek toplumsal gerek ise siyasî problemlerin gittikçe artması sonucunda toplumda oluşan muhalif tepkileri etraflı bir şekilde değerlendiren, ülkenin içerisinde bulunduğu durumu analiz eden Nazarbayev’in bu kararı ile öngörülebilir, planlı ve yumuşak bir yönetim değişimi yoluna gittiği söylenebilir. Böylece ülkede oluşacak istikrarsızlığın önünü almayı hedeflemiştir.

Nazarbayev’in 20 Mart 2019 Çarşamba günü yapılan devir teslim töreni sonrası her ne kadar başkanlıktan ayrılsa da bir müddet daha iktidarı ve devlet içerisindeki gücünü devam ettireceği anlaşılmaktadır. Yani Nazarbayev başkanlıktan ayrıldı ama iktidardan ayrılmadı denilebilir. Bilhassa kızı Dariga Nazarbayeva’yı üst meclis olan Senatonun başına seçtirmesi yönetimde kontrolü elinden bırakmak istemediğinin de açık bir göstergesidir. Aynı zamanda Dariga Nazarbayeva’nın 2020 seçimlerinde aday olma ihtimali de çok yüksek görünüyor. Bütün bunlardan Nazarbayev’in kendisinden sonra da Kazakistan’ın geleceğindeki rolünü devam ettirmek için siyasî planlar yaptığı anlaşılıyor. Ancak bölgenin sosyo-politik yapısı dikkate alındığında bu planların ülkede yeni sosyo-politik problemlerin çıkmasına sebep olacağı da göz ardı edilemez. Bütün bunlara karşın Kazakistan için yaptığı büyük hizmetleriyle, kriz dönemlerinde ortaya koyduğu liderlik cesaretiyle, ülkesini modern dünyaya entegre etmedeki başarısıyla, Nazarbayev, daima Kazakistan’ın büyük lideri, elbaşı olarak halk nezdinde saygıyla anılacaktır. Tokayev’in görev yapacağı süre içerisinde Nazarbayev’in geliştirdiği politikalara bağlı kalacağı anlaşılmaktadır. Yeni başkanın Sovyetler Birliği döneminden beri dünyaya açık olması, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmesi Kazakistan için hiç şüphesiz ki bir şans olarak değerlendirilebilir. Bu noktada her şeye rağmen Tokayev’den yenilikçi açılımları beklemek de mümkün görünüyor. Orta Asya’nın coğrafî olarak en geniş, ekonomik olarak en hızlı gelişmekte olan, zengin petrol kaynaklarına sahip, uluslararası arenada bir aktör haline gelmiş ülkesi Kazakistan’da ilerleyen günlerde siyasette yeni açılımların ve değişimlerin olacağı öngörülebilir. Bu noktada Türkiye, Kazakistan ile ilişkilerini daha da geliştirmeli ve ülkedeki gelişmeleri yakından takip etmelidir. ■

Why the EU continues prolonging Turkey's accession/ Sabbir Hasan

6.3.19

In January 2019, the European Council welcomed their new presidency. As part of the tripartite leadership, known as the "Presidency Trios," Romania, Finland and Croatia will consecutively hold the presidency of the council for six months each until June 2020.The role of the presidency of the EU council is defined by the Treaty on the European Union (TEU) and the Functioning of the European Union (TFEU).In association with the European Parliament (EP) and European Commission, the council of the European Union assigns and implements EU laws, harmonizes member country policies, develops the EU's security and foreign-related issues and policies, concludes agreements and treaties between the member countries and non-member countries, and prepares and approves the annual EU budget along with the European Parliament.The valedictory presidency of the council led by Austria took a motto that goes: "A Europe that Protects." In 2018 the EU will prioritize the fight against illegal migration and keep their commitment other than some countries for example like Germany. Another priority is to expand the EU in the Western Balkans and southeast Europe.When it comes to the case of Turkish accession to the EU, the last three countries in the presidency trios strongly avoided the issue. During the last rotating presidency the first presidency country, Estonia passed the issue on to the second country Bulgaria. A televised debate featuring German Chancellor Angela Merkel also led to Estonia's decision. In spite of being a close ally of Turkey, Bulgaria also didn't pursue the issue and surrendered to the EU's authoritarian nature. Finally, when the third presidency fell on Austria, the Austrian Chancellor Sebastian Kurz put the nail in the coffin by stating the "EU must stop Turkey accession talks immediately."*Bu yazı www.dailysabah.com'dan alınmıştır.

Dünya Barışını Ve Huzurunu Destekleme Konusunda İslam'ın Rolü/Saeyd Rashed Hasan

03.01.2018

Dünyamızı güzel bir hale getirmede dinin rolü çok büyüktür. Din sadece insanları iyiliğe teşvik etmekle ve insanlara ilham olmakla kalmayıp aynı zamanda neyi nasıl yapacağımızı bize göştermektedir. Hristiyanlik, yahudilik, hinduizm ve daha ismini duyup duymadığımız nice dinler de komünizm, sosyolizm gibi ortaya atılan birçok görüş de ortak bir çatı altında birleşiyor diyebiliriz: Barış. İslamiyetin gelmesiyle birlikte bu barış kavramı daha çok önem kazandı. İslam dünyada savaşlar ve çatışma ortamının hüküm sürdüğü dönemlerde bile insanlar arasnıda barış duygusunu geliştirmek için asil değerler ve ilkeler getirdi. İslamiyete  ve diğer dinlere mensup kişilerin inançlarına   ğöre kişinin kendisi ruhsal olarak iyi hissetmesi onu umutlandırıyor kendisiyle ve toplumla barışık bir insan oluyor. Ayrıca, müslüman sadece kendinin değil aynı zamanda tüm dünya’nın geleceğe umutla bakabilmesi için uğraş veriyor. İslam kelimesi barış anlamına gelen selam kelimesinden türemiştir. İşte islam kişini kalıcı barış ve huzuru ancak yaratan rabbine yönelerek bulabileceğini öngörür. İslamiyet çok sağlam temeller üzerine oturtulmuştur. Bu sağlam temellere kaynak olarak ise tarihte yetişmiş önemli müslümanların davranışlarını örnek gösterebiliriz. Günümüzde Irak, Suriye, Filistin, katar ve Yemen gibi orta doğüdaki müslüman ülkelerde ve dünyanın farklı coğrafyasındakı ülkelerde müslümanlar sıkıntılar  çekmektedir.İşte müslümanların çektiği bu sıkıntılar batılı toplumların çıkarları doğrultusunda meydana gelmektedir. Tam da bu noktada müslümanlardan siyasi, kültürel ve toplumsal bir güç olarak korktuklarından olsa gerek “İslamofobi” gibi kelimler sarf ederek İslama karşı ön yargı oluşturmak istiyorlar. Bu nedenle, dünyadakı batı ülkeleri İslam ve müslümanlara karşı birtakım tartışmalı ortak iddialar ileri sürüyorlar. İslamın terörist bir din olduğu da bu iddialardan sadece biri. Buna rağmen farklı dinden birçok insan İslamiyeti kabul ediyor ve müslümanların sayısı her geçen gün artıyor. Çunku İslam dini her konuda adaletle hüküm veriyor. Dolayısıyla dünya barışının yeniden kazanılmasını istiyor. Araştırma İslam’ın dünya barışını teşvik edici rolünün geniş kapsamlı olduğunu ve gerek ahlaki bakımdan gerekse ruhsal bakımdan başka dinlerden kolayca ayrılabilir olduğunu gösteriyor. Bu mekalenin temel amacı özelde orta doğu’yu genelde ise tüm dünyayı barış ve huzur içerisinde nasıl yaşanılabilir bir hale getirileceğini vurgulamaktır. Bu makale hazırlanırken açıklayıcı ve analitik süreçler izlenmiştir. Ayrıca duruml ararasında karşılaştırma yöntemi de uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Barış ve huzur; İslam’ın rolü; karşılaştırmalı analiz; 

İslamiyet Perspektifinden İnsan Kaynaklarının Gelişimi/Saeyd Rashed Hasan

18.12.2018

Özet eklenecektir..

MESBAM Araştırmacıları Kahvaltıda Buluştu

06.12.18

MESBAM Araştırmacıları ve MESBAM Yönetim Kurulu Medeniyetin Burçları Derneğinde düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi. Buluşmaya 20 farklı ülkeden araştırmacı katıldı. Kahvaltının ardından MESBAM'ın güncel çalışmaları hakkında bilgi verildi. Ayrıca yakın bir zamanda başlayacak olan Uluslararası Öğrenciler Akademisi hakkında sunum yapıldı. Somut çıktılar elde edebilmenin zihinsel altyapısı hakkında araştırmacılara, MESBAM Yönetim Kurulu tarafından direktifler verildi. Karşılıklı görüşmelerin ardından buluşma sona erdi.

Uluslararası Öğrenciler Akademisi Başlıyor!

26.11.2018

Uluslararası Öğrenci Akademisi; ülkemizde yükseköğrenim gören uluslararası öğrencilerin akademik, sosyal ve kültürel donanımlarının güçlendirilmesi, ilgi ve çalışma alanlarına ilişkin yeni olanakların sunulması, eğitim gördükleri akademisyenler başta olmak üzere yazar ve sanatçılarla yakın ilişkiler kurabilmelerine olanak hazırlanması, öğrenciler arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve öğrencilerin birikimlerinden diğer öğrencilerin faydalanabilmesini amaçlayan programlar bütünüdür.Uluslararası Öğrenci Akademisi ile öğrencilerin akademik ve mesleki donanımlarının artırılması, proje üretme, gerçekleştirme ve yönetme becerilerinin geliştirilmesiyle birlikte öğrencilere sivil toplum bilinci ve organizasyon kabiliyetinin kazandırılması, sosyal sorumluluk ve farkındalık oluşturulması hedeflenmektedir. UluslararasıÖğrencilerin;Uyumlarını kolaylaştırıcı oryantasyon programları Bulundukları ili ve ülkemizin kültürel zenginliklerini tanımalarına yönelik -rehberler eşliğinde- kültürel geziler, sosyal ve sportif faaliyetler,Sosyal becerilerini artırmaya yönelik kişisel gelişim programları,Üniversite eğitimlerini başarıyla tamamlayabilmeleri için destekleyici eğitim programları,Gelişimlerine yönelik bilimsel ve akademik seminerler,Akademik çalışmalarını paylaşacakları dergi, sempozyum, çalıştay, atölye çalışması, panel ve konferans gibi etkinliklerin düzenlenmesi planlanmaktadır.2. Uluslararası Öğrenci Akademisine Kimler Katılabilir?Akademi programlarından ve diğer etkinliklerden -aksi belirtilmedikçe- Türkiye Burslusu Öğrenciler ile ülkemizde yükseköğrenim görmekte olan tüm Uluslararası Öğrenciler yararlanabilir.Gerekli görüldüğü takdirde, başvurusu alınmış öğrenciler mülakata tâbi tutulacaktır.Her programın katılım şartları program başlığı altında belirtilmiştir.Başvuru sistemi öğrencileri başvurabilecekleri alanlar konusunda yönlendirecektir.Öğrencilerin genel olarak akademiden beklentileri, eğitim almak istediği alanla ilgili tercihleri, motivasyonlarının neler olduğu ve daha önce benzer çalışmalar yapıp yapmadığı bilgilerinin sorulacağı bir Niyet Mektubu yazmaları gerekmektedir.3. Uluslararası Öğrenci Akademisi Hangi İllerde Uygulanmaktadır?Uluslararası Öğrenciler Akademisi, Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Eskişehir, Kayseri,  Bursa, Kocaeli, Sakarya illerinde uygulanmaktadır. Adana, Gaziantep, Samsun, Trabzon, Antalya, Erzurum ve Isparta illerinde de Türkiye Söyleşileri düzenlenecektir. Yukarıda belirtilen bazı şehirler haricinde de programların kısmi olarak gerçekleştirilmesi planlanmakta olup, bütüncül programlara dair çalışmalar devam etmektedir.4. Uluslararası Öğrenci Akademisine Nasıl Başvuru Yapılır Başvurular 15-30 Kasım 2018 tarihleri arasında https://basvuru.ytb.gov.tr/ web sayfası üzerinden alınacaktır. Posta veya e-posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.Yeterli başvurunun yapıldığı programlar açılacaktır. Başvuru sayısı yeterli olmayan programlardaki öğrenciler uygun olan diğer programlara yönlendirilecektir.5. Uluslararası Öğrenci Akademisi Programları Uluslararası Öğrenciler Akademisi; Türkiye Söyleşileri, Giriş Seminerleri, İhtisas Atölyeleri, Türk Sanatları/Sporları ana başlıklarından oluşmaktadır. Programlara dair önemli hususlar aşağıda zikredilmektedir: Eğitim programları ders niteliğinde olup süreklilik arz edecektir. Programlar yürütülürken öğrencilerin ilgi ve beklentilerine dayanarak derslerin içerik ve uygulaması hususunda paydaş kuruluş ve akademisyen tavsiyesi ile değişiklik yapılabilecektir. Katılımcı öğrenciler programlara yalnızca dinleyici olarak değil, kendi alanları ve ülkeleri ile ilgili sunumlar yaparak da katılma imkânı bulacaklardır. Programlara devam eden öğrenciler, dönem içerisinde farklı tarihlerde rehberler eşliğinde düzenlenecek olan şehir içi ve şehir dışı sosyal, kültürel gezilere katılma hakkına sahip olacaklardır. Akademi eğitim programlarına devam eden öğrencilere program sonunda Başkanlığımız ve ilgili kurumca katılım sertifikası verilecektir. Belirlenen öğrencilerin yaz ve kış okulları, staj, vb. hediyelerle ödüllendirilmesi planlanmaktadır. Programlar öğrencinin statüsüne, ikamet edilen şehre, bölümüne, düzeyine ve sınıfına göre değişiklik göstermektedir. Not: Programların tamamı ve geziler ücretsizdir. 5.1. Türkiye Söyleşileri Türkiye Söyleşileri, uluslararası öğrencilerin ülkemizde siyaset, tarih, edebiyat, sanat, spor ve benzeri alanlarda ön plana çıkmış isimlerle belirli şehirlerde buluşmalarını hedeflemektedir. Söyleşilerde vizyon konuşmaları gerçekleştirilecek, konuşmacı şahsi tecrübelerini katılımcı öğrencilere aktaracaktır. Ayrıca, öğrenciler akademi programlarını yürütecek kurum ve kuruluşlar ile tanışma imkânı bulacaktır. Başvuru Şartları Türkiye’de yükseköğrenim gören tüm uluslararası öğrenciler bölüm, düzey ve sınıf kısıtlaması olmaksızın başvuru yapabilir. 5.2.  Giriş Seminerleri Giriş Seminerleri, Uluslararası Öğrenci Akademisi’nin belirlenen alanlarla ilgili olarak temel düzeyde eğitim programlarının gerçekleşeceği seviye programıdır. Program içerikleri giriş mahiyetinde olup ilgili alanın temel kavramları, temel yaklaşımları, sorunları ve tartışmaları hakkında öğrencileri bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Giriş Seminerleri, bir eğitim süreci olarak düşünüldüğünden öğrencilerin devamlılık göstermesi gerektirmektedir. Programlar kültürel gezi ve sosyal faaliyetlerle desteklenecektir. 15-30 kişilik sınıflarda haftalık ortalama 4 saatten oluşan programların 6 ila 10 hafta arasında sürmesi öngörülmektedir. Giriş Seminerleri kapsamında 8 alanda çalışma yapılması planlanmaktadır: Türkiye Seminerleri Türkiye Seminerleri kapsamında katılımcı öğrencilerin, ülkemizin tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik yapısı hakkında bilgi sahibi olmaları amaçlanmaktadır. Uluslararası öğrencilerin Türkiye hakkında genel bilgileri edinmesinin beklendiği programda Türkiye Tarihi, Türkiye Ekonomisi, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, Türk Sanatları ve Türk Yemek Kültürü gibi alanlarda giriş mahiyetinde seminerlerin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Uluslararası İlişkiler Giriş Seminerleri Öğrencilere uluslararası ilişkilerin işleyişi ve diplomasinin mantığı çerçevesinde bir düşünce sistemi kazandırılması amaçlanmaktadır. Uluslararası İlişkiler ile ilgili temel kavramların işleneceği konuların yanı sıra Türkiye’nin dış politikasına dair genel bir çerçeve çizilmesi planlanmaktadır. Medya ve İletişim Giriş Seminerleri Medya ve İletişim ile ilgili temel düzeyde derslerin işleneceği programda öğrencilerin sinema yönetmenliği, fotoğrafçılık, metin yazarlığı, kurgu teknikleri, reklamcılık, yeni medya gibi alanlardaki ilgilerine zemin oluşturacak programların yapılması planlanmaktadır. İlahiyat Giriş Seminerleri İslami İlimler alanındaki temel kavram ve yaklaşımlara yer verilecek programlarda, öğrencilere alanlarına dair destekleyici bilgilerin sunulacağı seminerlerin yapılması planlanmaktadır. Bilim ve Teknoloji Giriş Seminerleri Mühendislik, fen bilimleri ve teknoloji alanında yakın gelecekteki eğilimler, insansız sistemler, teknoloji ve inovasyon gibi konularda temel düzeyde derslerin yapılacağı programda, öğrencilerin mesleki gelişimlerine destek verilmesi planlanmaktadır. Dil ve Edebiyat Giriş Seminerleri Türk Edebiyatı’nın şiir, hikâye, roman, masal, destan gibi türlerin ve Türk Edebiyatı’nın öne çıkan isimler ile tarihsel ve güncel akımların ele alınacağı programlarda, isteğe bağlı olarak daha sonraki çeviri atölyelerine zemin oluşturması açısından, çeviri teknikleri alanında giriş düzeyinde eğitim verilmesi planlanmaktadır. Ekonomi Giriş Seminerleri Ekonominin makro ve mikro alanındaki temel ilkeleri ile ilgili bilgilerin verildiği programda Türkiye ekonomisinin yapısı hakkında giriş derslerinin yapılması planlanmaktadır. Beşeri Bilimler Giriş Seminerleri Genel olarak çok geniş bir alana sahip tarih, psikoloji, felsefe ve sosyoloji gibi disiplinlerin ana kavramların ele alınacağı programlarda, uzman ve akademisyenler tarafından belirlenen dönem ve alanlara ilişkin eğitimlerin verilmesi planlanmaktadır. Başvuru Şartları Giriş Seminerlerine tüm uluslararası öğrenciler bölüm, sınıf ve düzey şartı aranmaksızın başvuru yapabilirler. 5.3. İhtisas Programları İhtisas Programları uluslararası öğrencilerin kendi alanlarında veya giriş seminerlerinde katılım gösterdikleri alanda daha derinlikli ve nitelikli çalışmalar yapabilecekleri programlardır. İhtisas programı kapsamında yürütülecek bölgesel ve tematik çalışmalarda, öğrencilerin derinlemesine analiz edebilme ve nitelikli ürünler ortaya koyabilmeleri amaçlanmaktadır.Konunun uzmanları nezaretinde eğitimden ilmi üretime geçişi temsil eden ihtisaslaşma programları öğrencilerin ilgi alanları ile uyumlu ürünler ortaya koyacakları yerlerdir.Her bir ihtisas programı sonunda ilgili STK ve öğrenciler işbirliğinde programın içeriği ile ilgili bir çıktı (görsel materyal/kısa film/makale/ rapor/proje vb.) sunulması planlanmaktadır. Bu çerçevede akademik başarıyı haiz çıktıların Başkanlığımızca sunulacak teşviklerle ödüllendirilmesi planlanmaktadır. 15-25 kişilik gruplardan oluşan programların 10 ila 16 hafta arasında sürmesi düşünülmektedir. Programlarda teorik ve uygulamalı bir eğitim süreci öngörülmekte olup öğrencilerin devamlılık göstermesi gerekmektedir.İhtisas Programları Bölgesel Çalışmalar ve Atölye Çalışmaları olarak ikiye ayrılmaktadır.5.3.1. Bölgesel ÇalışmalarBölge odaklı çalışma gruplarında söz konusu bölgenin tarihi, sosyal, ekonomik, kültürel, dini ve siyasi durumu hakkında çalışmaların yapılması planlanmaktadır.Bölge çalışmaları beş ihtisas programına ayrılmaktadır.Planlanan Muhtemel Programlar Ortadoğu,Balkanlar,Asya,Afrika,Fars Dili Konuşan Ülkeler Not: Programlar yeterli başvuru sayısına ulaşılması durumunda açılacaktır. 5.3.2. Atölye Çalışmaları Disiplin merkezli değerlendirmelerin ve araştırmaların yapılması planlanan Atölye Çalışmaları 8 alana ayrılmaktadır: Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Atölyesi Uluslararası İlişkiler Atölyesinde, öğrencilerin hem akademik hem de güncel konularda değerlendirme yapabilecek bir bakış açısı kazanması amaçlanmaktadır.Bu çerçevede, güncel gelişmeler, uluslararası siyasi dengeler ve yumuşak güç, uzlaşma, uluslararası işbirliği, çatışmasızlık ve küresel barış vizyonu gibi alanlarda, öğrencilerin ülkeleri ile Türkiye arasında karşılaştırmalı olarak çalışma yapmalarına imkân sağlayacak programlar planlanmaktadır. Planlanan Muhtemel Programlar Avrupa Birliği Atölyeleri Kamu Bilimi ve Yerel Yönetimler,Türk Dış Politikası,Siyasal Sistemler,Siyasi Düşünceler Tarihi.Medya ve İletişim Atölyesi Medya ve İletişim Atölyesine katılan öğrencilerin eğitimciler ile yeni medya, metin ve senaryo yazarlığı, reklam yazarlığı, fotoğrafçılık vs. gibi alanlarda birebir çalışmalar yapması ve program sonunda senaryo, kısa film, makale, rapor veya sergi gibi ürünler hazırlaması planlanmaktadır. Planlanan Muhtemel Programlar,Görsel Efekt ve Kurgu Teknikleri,Fotoğrafçılık,Metin ve Senaryo Yazarlığı,Reklam Metin Yazarlığı,Yeni Medya,İlahiyat Atölyesi Bu atölyelerde katılımcı öğrencilerin, tefsir, hadis, fıkıh gibi alanlarda ihtisas düzeyinde okuma yapması ve program sonunda danışman hocalar gözetiminde eser tercümesi, makale, kitap tanıtımı gibi ürünleri hazırlayacağı çalışmaların yapılması planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Fıkıh Usulü,İslam Düşüncesi,İslam Tarihi,Kelam,Tasavvuf,Ekonomi Atölyesi,Ekonomi atölyesine katılacak öğrencilerin danışman akademisyenler ile belirleyecekleri alanlarında inceleme yapması, program sonunda rapor, makale veya kitap tanıtımı gibi ürünlerin ortaya çıkacağı çalışmaların gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar E-İhracat Atölyesi,Ekonomi ve Kalkınma Atölyesi,İktisadi Düşünceler Atölyesi,İslam İktisadı Atölyesi,Bilim ve Teknoloji Atölyesi,Bu atölyede Bilim ve Teknoloji alanında uygulamadan ziyade teorik çalışmaların yapılması düşünülmektedir. Bilim ve Teknoloji alanında danışman hocalar nezaretinde uluslararası alanda güncel konular, araştırma ve makalelerin incelenmesi, Türkiye veya diğer ülkelerdeki uygulamaları hakkında bilimsel çalışmaların gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Akıllı ve Entegre Çözümler,,Akıllı Şehirler,İnsansız Sistemler,Kodlama,Uzay ve Havacılık Sistemleri,Siber Güvenlik,Teknoloji ve İnovasyon,,Yapay Zekâ ve Robotik,Dil ve Edebiyat Atölyesi,Bu atölyede Türk ve Dünya Edebiyatının önemli örnekleri, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında hikâye ve şiir türünün seçilmiş örnekler üzerinden tanıtılması amaçlanmaktadır. Çeviri teknikleri ve sorunları üzerinde durulacak olan atölyede uygulamaya yönelik çalışmalar da yapılacaktır. Öğrencilerin, kendi dil ve edebiyatlarını kültürel paylaşım ekseninde tanıtmalarına imkân sağlayan eğitimlerin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Derleme Atölyeleri,Çeviri Atölyeleri,Beşeri Bilimler Atölyesi,Tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarından biri veya birkaçına odaklanan ihtisas programında uluslararası öğrencilerin bu alanlarda derinlikli okumalar yapmaları, belirlenen alanlarda nitelikli araştırmaların gerçekleştirileceği eğitimlerin verilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Düşünce ve Felsefe Atölyesi,Göç ve Diaspora Atölyeleri,Psikoloji Atölyesi,Sosyoloji Atölyesi,Tarih ve Medeniyet Atölyesi,Mimarlık Atölyesi,Şehir gezileri ile birlikte düşünülen atölyede elde edilen verilerden yola çıkarak mevcut sorunlara mimari tasarımlar şeklinde çözüm önerileri getirilecektir. Bu çalışma esnasında bir yandan şehri farklı bir bakış açısıyla tanıma imkânı bulacak olan öğrencilerin, diğer yandan günümüzün kentsel planlama ve mimari problemlerine yerel çözümler üretebilecekleri eğitimlerin düzenlenmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Geleneksel ve Modern Mimari Atölyeleri,Mimari ve Kültür Atölyeleri,Osmanlı Mimarisi Atölyeleri,Türk Evi Atölyeleri,Türk Mimarisinde Öne Çıkan İsimler Atölyesi,Sağlık Bilimleri Atölyesi,Bu atölyede sağlık bilimleri alanında öğrenim gören öğrencilerin aynı platformda bir araya gelerek mesleki kapasitelerini geliştirmelerine ve alandaki uzman kişi ve akademisyenlerin tecrübelerinden faydalanmalarına imkân sağlayacak programların gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Sosyal Hizmet Atölyeleri,İnsani Yardım Atölyeleri,Afet- Acil Durum Atölyeleri,Başvuru Şartları,İhtisas programlarına 3.ve 4. Sınıf öğrencileri, yüksek lisans ve doktora öğrencileri başvurabilir. Lisans düzeyinde 1. ve 2. sınıfta eğitim gören öğrenciler başvuru yapamamaktadır.,Başvurmak istediği alandan farklı bir alanda eğitim gören öğrencilerin ilgili giriş seminerlerini tamamlamış olmaları gerekmektedir.,Adaylar en fazla bir alanda ihtisas programını tercih edebilirler. Bunun yanı sıra dileyen öğrenciler Giriş Seminerleri veya Türk Sanatları ve Sporları programlarından da birini tercih edebilirler.,Not: Başvuru yapan öğrencilerin katılmak istedikleri Planlanan Muhtemel Programı veya bu programlar dışındaki ilgi alanını niyet mektubunda ifade etmesi beklenmektedir. 5.4. Türk Sanatları ve Sporları Programı Geleneksel Türk Sanatları ve Sporları Programı ülkemizin kültürel birikimini yansıtan hat, tezhip, minyatür vb. yazı sanatları, Klasik Türk müziği ve Türk sporları alanında ilgi duyan ve becerisi olan öğrencilerin kendi kabiliyetlerini geliştirmeleri ve ülkemizin bu alandaki birikiminden faydalanmalarını amaçlamaktadır. Programların 10 ila 16 haftaarasında sürmesi planlanmaktadır.5.4.1 Türk Yazı Sanatları Programı Bu program ile yüzyıllar boyunca süregelen hat, ebru, tezhip ve minyatür gibi Türk Yazı Sanatlarının ortaya çıkışı, tarihsel seyri ve esaslarını oluşturan unsurlar ele alınarak öğrencilere bu alanlarda temel düzeyde tanıtıcı bir eğitimin verilmesi planlanmaktadır. Planlanan Muhtemel Programlar Geometrik Desenler,Türk Yazı Sanatları 5.4.2. Klasik Türk Müziği Programı Bu program ile Anadolu coğrafyasının kültür ikliminde şekillenmiş Klasik Türk Müziği perspektifinin referans enstrüman ve uygulama eğitimi dahilinde benzer ve farklı kültürlere ait katılımcı öğrenciler ile paylaşılması amaçlanmaktadır. Teorik olarak Müzik Estetiği, temel düzeyde ise Üslup-Repertuar konularında dersler ile ney, kudüm, tanbur, keman, kanun ve ud gibi enstrümanlara dair bilgilerin verilmesi planlanmaktadır. 5.4.3. Türk Sporları Programı Bu program Türkiye’de eğitim gören uluslararası öğrencilerin Türk kültürünü bir başka açıdan tanımalarına olanak sunarak geleneksel sporlara hayat veren kültürel kodlarla tanışmalarını amaçlamaktadır. Okçuluk, binicilik vb. alanlarda teorik ve pratik olarak yapılması planlanan eğitimlerle öğrencilerin popüler sporların dışındaki alanlarda ilgi ve farkındalığını arttırmayı hedeflemektedir. Başvuru Şartları Türkiye Burslusu öğrencilerin tamamı bölüm, düzey ve sınıf şartı aranmaksızın başvuru yapabilir. Türkiye Burslusu öğrenciler haricindeki uluslararası öğrenciler başvuramaz. Başvuran öğrenciler mülakata davet edilerek ilgi ve yeteneklerine göre seçilecektir. Öğrencilerin başvuru esnasında, hangi sanat dalında katılım sağlamak istediğini Niyet Mektubunda belirtmesi beklenmektedir. Not: Soru ve önerilerinizi akademi@ytb.gov.tr adresi üzerinden Başkanlığımıza iletebilirsiniz.

Müslüman Ülkelerdeki Kadınların Güçlendirilmesi / Saeyd Rashed Hasan

25.11.2018

The existence of a beautiful world cannot be imagined without considering women rights and empowerments. But, Women Empowerment becomes a significant concern in the simultaneous age of globalization. The concept of empowerment of women is in fact evolved from Islamic laws although there many disputations and arguments on this issue. It takes into considered that the situation of women was ignored since the pre-Islamic customs of the Arabian people in all respects. But, after the revelation of the Hoy Quran, it is found that many suras such as the sura An-Nissa, Al-Mayeda etc.; cover a wide range of women rights. Islamic law strengthens the contractual nature of marriage, requiring that a dowry be paid to the woman rather than to her family, and promising women’s empowerment of inheritance and to own and manage property. The Christianity, Jewish religion, Hinduism, socialism and Communism etc.; emphasizes equal rights to men and women. However, Islam has given whole the rights and empowerments of women. The research tries to show that the concept of Women Empowerment in Islam is wide and quite comprehensive and includes men and women are moral equals in God’s view and are prospective to fulfill the equivalent duties of adorations. The prime objective of this study is to highlight women empowerment in Muslim Society especially in the republic of Turkey with focusing upon international standards mentioned by United Nations Women (UNIFEM) and to explain the Islamic view related to this issue.  The term of Empowerment of women is a very popular and classical issue at present world. Its importance has been discussed in many dimensions and also every religion towards all over the world. The empowerment of women in Islam has clearly been discussed. It is stated extensively compared to the other religions. Many poets and authors in this world including the national poet of Turkey such as Mehmet Akif Ersoy have composed many poems on the empowerment of women and he explained that they are uniformly contributed to the society as a similar with the male. The world history also supports that the contribution of women bears a great important role to the advancement and improvement of human cultures & civilizations. In fact, this topic is evolved from the information’s of Islam with other religions as Islam explains it clearly. Whatever some conceptions relating to the empowerment of women is also found in the history of human rights. Therefore, some issues such as concerning human rights may be discussed under the Hamburabi Code (2130-2088) BC passed by the King Hamburabi (King, 2017). Later on, it was authorized by the sources of the Islamic law such as the Holy Quran, Hadith, Ijma and Qias etc (Sources of Sharia, 2017). The topic of women rights may be discussed as per the following documents and its implications. Some elemental rights for men and women are also revealed in archives of the Magna Carta, 1215 the Bill of Rights, 1689 and the Petition of Rights, 1628.  A set of rights are also constructed in the announcement of the Universal Declaration of Human Rights, 1948 (Universal Declaration of Human Rights, 1948). Moreover, some rights are also discussed in the writings of different authors such as the Hugo Grotius, Bodin, Russo, and Blackstone Vetel etc. In this article, empowerment of women has been highlighted to the republic of Turkey.

Fıkıh Çerçevesinde İslam Şehirciliği Ve Medine-i Münevvere / Halid Abdulkerîm

13.11.2018

 İslam dünyasında şehir planı önemlidir. Bu plan İslam dünyasının hüviyetinin ve kimliğinin temsilcisidir. Bu İslami kimlik ile İslamiyet öncesi şehirciliği ve günümüzdeki dünya şehircilik anlayışı arasında farklar vardır. Bu seminerde İslam şehircilik anlayışı izah edilirken İslam fıkhının buradaki etkilerini kabul edip ispat eden ve etmeyen Batılı araştırmacıların görüşleri, İslam şehirciliğini ve İslam fıkhının İslam şehirciliğine etkilerini gösteren çağdaş ve güncel kaynaklar, İslam şehirciliği ile Avrupa şehirciliği arasındaki benzerlikler ve farklılıkları anlatacağım. İslam şehirciliği mimarisi ve İslam fıkhının tarihi süreçte ihmal edilmesi ve H.11/M.18.y.y.’dan itibaren Avrupa şehircilik anlayışının benimsenmesi ve sürecin zaman içinde İslami şehir kavramını tartışılır hale getirmesi serüveni  izah edeceğim. İslam şehirciliği fıkhının kurallarını Medine şehri örneği üzerinde anlatacağım.  İslam mimarisi, İslam fıkhı esaslarına göre oluşmuş ve zamanla insanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek, insanların hayatlarını huzur içinde yaşayabilecekleri tarzda gelişmiştir. İslam fıkhı şehircilikte genel kurallar koymuş, başkalarına zarar vermemek şartı ile özelde insanları serbest bırakmıştır. Bu serbestlik ile nakil ve akıl arasındaki ittifak sağlanmıştır. İslam şehirlerini incelerken bu şehirlerin kurulduğu zaman dilimlerine gidilmeli ve o dönemin mantığı ve ihtiyaçları çerçevesinde düşünülmelidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine’yi inşa ederken iç kent «Tıybe, Yesrib» ve dış kent «Medine» planında savaş durumu gözetilerek emniyet ön plana alınarak kurmuş ve böyle düşünürsek günümüzde şehirleri kurmak için kale yada sur yapmaya gerek olmadığı, ancak iç kent Nureddin Mahmut Zenginin ve dış kent Selahaddin Eyyubi’nin kalelerinin kuruldukları dönemde ne kadar önemli olduklarını anlayabiliriz. Din ve kültür farklılıklarını düşününce de İslam dünyasındaki ihtiyaçlarla, Batı dünyasındaki ihtiyaçlar aynı olmadığı için, din ve kültürün gerektirdiği mimari unsurların farklılık göstermesi de doğaldır. Örneğin; İslam dünyasında tiyatro ve heykel görülmezken Batı dünyasında çokça tiyatro görülür. Bu çalışmada çağdaş ve güncel kaynaklar taranarak, haritalar eşliğinde konu analiz edilmiştir. Ayrıca İslam şehirciliği ve mimarisi fıkhının çağdaş kaynakları araştırmaya ilave edilmiştir.   Batılı araştırmacıların büyük bir kısmı İslam şehirciliğinin fıkhını kabul etmezler. Bunun için İslam şehirciliğini batı şehirciliğinin görüşleriyle anlatmışlar. İslam döneminden önce Grek ve Rum şehirleri bulunmaktadır. İslamiyet’ten sonra Rum ve Bizans şehirleri devam etmiştir. ABD kurulduktan sonra Müslümanlar ABD şehirlerini İslam dünyasına taşımışlar. Maalesef bazı Arap araştırmacıları Batılı araştırmacıların düşüncelerini alıp İslam şehirleri hakkında yorum yapmışlardır. Tabii ki sömürge dönemi yüzünden Avrupalılar Araplara tesir etmişlerdir.  Örnek:Max Weber, Can Lé Mişan ve Titus Börkehard, Belin Hawar, Hamvunda, Setrin, Kulud Kahin, Sauvaget, G. Von Grunebaum, Prakgibi Batılı araştırmacılara göre İslam şehirciliği, Avrupa şehirciliğinden kopyadır. İslam ile şehircilik arasında bir alaka yoktur. Bazı Türk araştırmacılar İslam şehirleri hakkında aynı Batılı araştırmacıların düşüncesiyle düşünüyorlar. Batılı araştırmacılar İslam şehirlerinin Batı şehirlerinin aynısı olduğunu iddia ederler. Halbuki İslam şehirlerinde mimari yapılar şehir kimliğini göstermektedir.Örneğin Medine hicretten önce farklıdır, hicretten sonra farklıdır. Kurtuba İslam döneminde farklıdır. İslam sonrası dönemde farklıdır. İstanbul fetihten önce farklıdır. İstanbul fetihten sonra farklıdır. Konya, Kayseri birer Selçuklu şehridir. Aynı şekilde Halep Zengiler dönemini yansıtır. İslami dönemde İskenderiye İslami Kimliği yansıtır vb. Örneğin Kurtuba İslam döneminde farklıdır. İslam sonrası dönemde farklıdır. İstanbul fetihten önce farklıdır. İstanbul fetihten sonra farklıdır. Konya, Kayseri birer Selçuklu şehridir. Aynı şekilde Halep Zengiler dönemini yansıtır. İslami dönemde İskenderiye İslami Kimliği yansıtır vb. İkinci görüşe göre ise İslam ile şehir planı arasında bir alaka olduğunu savunur. Bu görüşe göre; İslam şehri demek, sadece Müslümanların yaşadığı şehir demek değildir. Bilakis Endülüs, Mısır, Fas, Irak, Şam, İstanbul, Hicaz, Hindistan .vb kütüphanelerindeki yazma eserleri tetkik eden oryantalistler bu eserlerdeki İslam şehri ile ilgili İslam fıkhı görüşlerinden hareketle şehir planı ile İslam arasında sıkı bir bağ olduğu neticesine varmışlardır. Bu oryantalistlerden birisi Fransız Nekita Alesif’tir. 

MESBAM Araştırmacısı Bangladeş Cumhurbaşkanından Altın Madalya Aldı

02.11.2018

MESBAM Araştırmacılarından Bangladeş'li Saeyd Rashed Hasan akademik başarılarından dolayı Bangladeş Cumhurbaşkanı Muhammad Abdul Hamid tarafından altın madalya ile ödüllendirilmiştir. 2016 yılında Türkiye Bursları programı kapsamında yüksek lisans eğitimine  Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (Tasavvuf) anabilim dalında öğrenimine devam eden Hasan'ın tez konusu ''“Tasavvufun Güney Asya’da İslam’ın yayılımı ve sosyal gelişimi rolüne ve Bangladeş Cumhuriyeti Üzerine Bir Örnek Vaka İncelemesi” dir.

Eski Mısır Medeniyeti / Halid Abdulkerîm

31.10.2018

Mısram İbn-i Sam İbn-i Hz. Nuh (a.s.)’ın Mısırlı oğulları. Yani Mısramoğulları Mısırlılardır. Mısram  Arapça, Aramice bir isim, İbranicede Mısraim demektir. Mısır, Yeşil Vadi'nin ve Taze Nehrin ülkesi anlamına gelir. Mısır eski Mısır dilinde Mışır’dir. Arapça’da Mısır’dır. Yunanca’da Αίγυπτος; yani Eygpt demektir. Eygpt, Mısır demek değildir. Fakat Doğu Rum imparatorluğu döneminde M.5.y.y. Yunanistanlı Papaz Αίγυπτος İskenderiye şehrinde Mısır orijinal ismini değiştirerek Mısır’ı kendisine atfetmiştir. Ne var ki! M.1882 yılında İngilizler Mısır’ı işgal edip Mısır tanıtmasını Eygpt ismi ile  tanıtmışlardır. Günümüzde Batı dillerinde meşhur olan Yunanca Eygpt ismidir.  Batı araştırmalarına göre Mısırlılar, Ham oğullarıdır. Onlar diyorki: «Ham ırkı Afrika’da yaşayıp Mısırlılar da aynı kıta’da yaşıyorlar. O zaman Mısırlılar da Ham oğullarındandır. Bunun için Hiyeroglif «Eski Mısır dili» Hami dil grubundadır.» Ama burada hatalar bulunmaktadır. 1.si Kuzey Afrika Akdeniz’e bakıyor. Bunun için Büyük Tufandan sonra Mısram ve kabileleri Mısır’a gelmişlerdir. Erken çağdaş kaynaklar bize bu bilgiyi verir. 2.si Mısır, Anadolu gibi geçit bir yer. Bunun için çok kabileler bu geçitten geçmiş. Hem Sami’lerden hem de Hami’lerdendir. (Res:15; 16)

Zeki Velidi Togan; Siyasi ve İlmi Hayatı/ Ana Maria Pancu

25.10.2018

A. Zeki Velidi Togan XX. yüzyılın başında Rusya’daki elit müslümanların temsilcisi ve Başkurt Devrimi ve bağımsızlık hareketinin siyasi ve askeri önderidir (1917—1921). Türkistan Millî Birliği’nin kurucusu ve ilk başkanıdır. Tarihçi, Türkolog, Oryantalist, Profesör olmakla birlikte Türk dünyasının en önemli şahsiyetlerinden biridir. Togan’ın gözünden Türk dünyasını anlamak, bilgilendirmek ve bilinçlenmek düşüncesiyle çeşitli kitap ve makalelerden yararlanarak bu biyografik makale hazırlanmıştır.Türk topluluklarında cumhuriyet fikrini ortaya atan Zeki Velidi Togan başkurt ulus bilincini uyandıran bir Türk aydınıdır. Aynı zamanda Zeki Velidi Togan dünya çapında bir Türkolog ve tarihçi olarakta bilinmektedir. 23 Mart 1919 yılında Başkurdistan Muhtar Cumhuriyeti’nin ilan edilmesine ön ayak olmuştur. Ordusuna Başkomutanlık ederek Türkistan Milli Birliği’ni kurmuş ardından ilk başkanlık mesuliyetini üstlenmiştir. Hayatının büyük bir kısmını ilim tutkusu ile geçirmiştir. Zeki Velidi Togan ana Avrupa dilleri - Almanca, İngilizce, Fransızca, klasik dilleri - Latince, Arapça, Farsça ve birçok Türk dillerine hakimdi. Yaklaşık 400’e yakın çalışması 11 dilde yayınlanmıştır. Umumî Türk Tarihine Giriş, Tarihte Usul, Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, The Miniatures In Istanbul Libraries, Hatıralar, Oğuz Destanı, Kur‘an ve Türkler onun en önemli eserleridir.Zeki Velidi Togan (Başkurtça: Әхмәтзәки Вәлиди) 10 Aralık 1890 tarihinde bügünkü Rusya Federasyonu’na bağlı olan Başkurdistan Cumhuriyeti’ndeki Küzen köyünde doğmuştur. Togan’ın ilk tahsil gördüğü yer babasının medresesiydi. Babasının medresisinde Arapça, annesinden Farsça öğrendiği sırada, özel hocalardan da Rusça dersleri almıştır. “Orta tahsil” için dayısının medresesine gidip dayısından daha çok Arap dili ve edebiyatı öğrenmiştir. Babası onu evlendirmek isteyince Zeki Velidi Togan bu fikre karşı çıkmış ve 1908 yılında köyünden ayrılmıştır.

Yemen Tarihi Dünü ve Bugünü / Khalid Emam

22.10.2018

  Yemen Tarihi zengin bir tarihtir. Tarih derinine aittir. Birkaç peygamberler, Yemen toprağı ve Yemen tarihi ile ilgili irtibatı vardır. Bu bilgileri vb. makalemizde göstereceğiz. Hz. Hud “a.s.” ve Ad kavmi, İkinci Ad kavmi kimdir? Hz. Süleyman “a.s.” ve Yemenli Belkis Kralı vb. çeşitli Yemen tarihi ile ilgili gösterilmiştir. Hz. Muhammed “s.a.v.” döneminden önce Yemen tarihi ve Hz. Muhammed “s.a.v.” döneminde Yemen nasıl İslamlaşmıştır? Yemen İslam Tarihi Hz. Muhammed “s.a.v.” döneminden İtibaren günümüze kadar nasıl idi? Yemen mezhepleri ve Çağdaş ve moderin tarihler nasıl zaman zaman gelişmiştir? Bu soruları vb. cevabileri bu makalede okuyabilirsiniz. Bir maymundan insanın evrimi teorisi, bir insanın küçük bir maymundan evrimleştiği ve daha sonra ayağa kalkıp güçlenip yükseldiğini, bu durumun Ad halkının dev iskeletlerinden farklı olduğunu ve insanın maymunla ilgili olmadığını ve zamanla küçültüldüğünü ve bunun gizlenmesinin ana sebebi olduğunu belirtmektedir. Dev kemikler ve birkaç yabancı ülkede, Batılı sanatçıların yaptıklarına ilham vermek için onları taklit etmeye çalışıyorlar ve bu, birçok ülkede evrim teorisinin arkeoloji yoluyla yok edilmesini önlemek için tekrarlandı. Bu yazıda, metin içindeki kaynakları kullanın, bir sonuca varmazsınız. Çünkü bu ilk bölümü sunduğumuz tek bir sonuca sahiptir. Bu makalede başka bir üslup ile yazdım. Bu metot hem edebiyi hem de ilmidir. Bu makale normal bir konu ile ilgili gösterilmemiştir. Aksine Yemen tarihi, Kur’an kerimi’den gösterilir. Kur’an kerimi tarih ve arkeolojik konuları ile ilgili mucize bir kitaptır. Bu sebeple bu makalede Kur’an kerimi, tarih ve arkeoloji bilgileri resimlerle toplanıp gösterilmiştir. Batı Avrupa’da Kutsal kitap arkeoloji ilimi ile ilgili bölümleri vardır. Bu araştırma üslubu, İslam dünyasında fikirleri zıttır. Arap dünyasında birkaç araştırma Kur’an kerimi ile maddi tarihi irtibatları tahkik edilmiştir. 

Aliya İzetbegoviç’in Hayatı ve Fikirleri/ Samir Vildiç

19.10.2018

Aliya İzetbegoviç’in hayatını 3 devreye ayırmamız mümkündür. Aynı şekilde firiklerini de bu üç devreye uygun olarak üçe ayırıyoruz. Bunlar:1.Doğumundan 1946 yılında girdiği ilk hapse kadar olan devre. Kendimce bu devreyi ‘Kendini Bulma’ safhası olarak adlandırdım,2.Birinci hapisten 1983 yılındaki ikinci hapse kadar olan devre. Bu devreyi de ‘Olgunluk’ safhası olarak adlandırıyoruz veİkinci kez girdiği hapis sonrası devresi. Bunu da ‘Bosna Fikri’ safhası olarak adlandırabiliriz.Görüldüğü üzere Aliya iki kez hapse atıldı ve bu hapisler Aliya’nın hayatında yeni sayfalar açmasına neden olacaktı aynı zamanda.Aliya, kendisini ebeveynlerinin etkisinden kurtarıp hayatını kendi seçtiği gibi yaşamaya başladığında henüz oldukça gençti.15 yaşındayken inancında bazı tereddütler oluşmaya başladı. O zamanki yoldaşları ve arkadaşlarıyla bir araya gelerek sohbet yaparlardı. Bu sohbetlerde komünizm ve ateizm yazıları okurlardı. O tarihte Yugoslavya, çoğu elden ele dolaşan çeşitli broşürler vasıtasıyla illegal olarak yaygınlaşan çok güçlü bir komünist propagandasının etkisi altındaydı. Komünistler bu konuda çok etkindi. Bu, kısmen de Avrupa’da faşizmin ortaya çıkışına yönelik bir tepkiydi.Komünistler, komünist harekete örgütlü bir biçimde mensup olan öğretmenlere sahip olmasıyla tanınan Aliya’nın okuduğu lisede özellikle güçlüydüler. O dönemde Aliya, sınıfların etrafında illegal olarak dağıtılan broşürlerin bazılarını ele geçirmeyi başardı ve sosyal adalet – daha doğrusu sosyal adaletsizlik – sorunu ve Tanrı üzerine kafa yormaya başladı. Bilindiği üzere, komünist propagandası Tanrı adaletsizliğin tarafındaydı, çünkü komünistler dini ‘halkın afyonu’ olarak, yani halkın huzursuzluğunu yatıştırarak onları gerçekliğin dünyasında daha iyi bir hayat için mücadele etmekten alıkoyan bir araç olarak görüyorlardı. O dönemde, bu çizgiye kaymak çok kolaydı. Ancak Aliya bunu kabul etmedi. Aliya’nın ifadesiyle her zaman çok net olmasa da dinin temel mesajı ona hep sorumluluk gibi görünmüştü.

Knez Miloş Ve Arşivi/ Nataşa Kovaçeviç

15.10.2018

Sultan II. Mahmut’un hükümdar olduğu döneme kadar Osmanlı İmparatorluğu’na dahil olan Sırbistan’da Knez Miloş çok büyük rol oynamıştır. Osmanlı Devleti’nin yönetimi  altında geçirilen beş yüzyıl ardından Sırbistan’a bağımsızlık ve daha iyi yaşam şartları kazandırmıştır.Sırbistan devlet arşivlerinde Knez Miloş dönemine (1815-1839) ait KK-XXX Bölümünde pek çok belge (ferman, berat, tezkere vb.) bulunmaktadır. Türk tarafından Knez Miloş’a gönderilen bu belgelerden arşivlerde yaklaşık 1700 adet yer almaktadır. Bunların çoğu Osmanlı diplomasi dilinde kullanılmış Rika el yazısı ile yazılmıştır. Tüm belgeler arşivde kayıt numarası ile mikrofilm üzerinde muhafaza edilmektedir. Mektuplardaki yazışmaları okuyunca Balkan bölgesindeki siyasi konular ve devlet düzeni hakkında gözümüzde bir resim oluşmaktadır.Türk tarih kitaplarında Knez Miloş’a dair çok az bilgi bulunduğundan dolayı bu çalışmada Knez Miloş’un hayatı ve yaşadığı dönem hakkında sunum yapmak niyetindeyim. Bununla beraber, arşıvdeki belgelerle ilgili bilgi sunarım.Miloş Teodoroviç Obrenoviç 1780-82 senelerinde Srednye Dobrinye köyünde doğdu. Babası Teodor Mihailoviç’tir ve Miloş 1800 senesine kadar öz babasının isminden  Teodoroviç soyadını taşıdı.  Küçük yaşta babası vefat edince annesı ve iki küçük kardeşiyle yoksulluk içinde kaldığından dolayı başka ailelerin evlerinde ve tarlalarında hizmet verdi. Üç sene boyunca bir tüccarın yanında çalıştı bu sayede çok seyahat etti. Fakat 1800 yılında annesi ve kardeşleriyle annensinin ilk evliliğinden olan üvey ağabeyinin yanına Brusnica’ya taşnıp onunla ticaret yapmaya başladı. O esnada üvey ağabeyinin soyadını kabul ederek Miloş Obrenoviç oldu.  Radisav Vukomanoviç’in kızı Lyubisa ile  1806 yılında evlendi ve bu evlilikten iki oğlu ve dört kızı oldu. Başknez Kara Yorgi bu evlilikte şahit oldu. Enerjik, canlı, açık, kararlı, sert mizaçlı bir yapıya  sahip olan Miloş, çok büyük bir politikacı ve devlet adamı idi.

‘Gençliğim eyvah’ dememek için ‘diksürüngenler’i tanıyalım / Celal Fedai

15.10.2018

Tarık Buğra’nın korkusu, “diksürüngenler” dediği insan tiplerinin birer megalomana dönüşerek milleti yığın haline getirmesi ve patolojik kişiliklerinin esiri yapmasıydı. Komünistinden de çıkabilirdi sözde dindarından da… Jön-Türklerden FETÖ’ye uzanan çizgiyi ifade edecek psikologların, sosyologların, tarihçilerin olmadığı yerde vazife ona düşmüştü. Tarık Buğra, 1979’da Gençliğim Eyvah romanını yayımladığında, belli ki roman türü için başyapıt sayılabilecek bir eser yayımlamak derdinde değildi. O, başyapıtlarını zaten yazmıştı. Derdi, Türkiye’ydi. Türk devlet idesi, büyük bir saldırıya maruz bırakılmaktaydı. Türk gençliği, sağ ve sol çatışması içinde eriyip gidiyordu. Türkiye, zaten 150 yıldır nesillerini böylesi çatışmalar neticesinde kaybediyordu. Jön-Türklerden İttihat ve Terakki’ye, Cumhuriyet sonrası kurulan siyasî partilerden gazetelere, dergilere, üniversitelere kadar yayılıp tüm toplumu etkisi altına alan patolojik bir hali anlatmak, bu hal konusunda insanları uyarmak istiyordu. Neydi bu patolojik hal? Sadece bize mi hastı yoksa tarihin kimi dönemlerinde tüm dünyayı mı etkilemekteydi? Belirtileri nelerdi? Nasıl tanınıp tedavi edilebilirdi? Bu hayatî sorular, bugün için de gündemimizde olmalı. Türkiye, üst üste atlatılması güç sorunlarla yüz yüze kalıyor. Toplumun zinde güçlerinin milletimizde oluşabilecek ihtilafları derhal bertaraf etmesi gerekiyor. Bir daha “Gençliğim Eyvah!..” dememek için şart bu.  İhtida ettikten sonra tam bir Müslüman gibi devleti için gayret eden İbrahim Müteferrika’yı hatırlayalım. Onun çabası da Tarık Buğra’nınkinden farksızdır. O, şöyle düşünür: “Bazen yaratılış ve yaratılışın tabiatı icabı, insanlığın medenileşmesi sonucunda; hiç şüphesiz,  âlemin düzeni bozulur ve insanoğlunun genel nizamında alçaltıcı haller ortaya çıkar. Aniden bir zaaf illetinin geliverme ihtimali, bunun karmaşıklığı ve endişesiyle ilgililer kararsızdır. Bütün bunlarla kederli olarak hemen ilmî araştırmalara başlayıp tarih kitaplarına daldım.” Rusların Kafkaslarda ve Hazar Denizi bölgesindeki faaliyetlerinin ulaşacağı noktaların farkına varan Müteferrika, padişahı uyarmak için, Milletlerin Düzeninde İlmi Usuller adlı risalesini, 1732’de kaleme alır. Rusya’nın Suriye’deki savaşa dâhil olduğunda, bir gövde gösterisi olarak ilk füzelerini Hazar Denizi’nden fırlattığı düşünülecek olursa, Müterferrika’nın ne kadar dikkatli olduğu bugün bile görülebilir. 15 Temmuz’un üzerinden iki buçuk yıl geçti ama yazılıp çizilen hiçbir eser, Tarık Buğra’nın Gençliğim Eyvah’ı kadar derin bir çözümlemeyi sunamadı bize. Peki, nasıl olmuştur da 15 Temmuz 2016’dan 33 yıl önce yazılan bir roman, milletimizin ve devletimizin beka sorunu yaşamasına varacak derecede güçlenen FETÖ ve benzeri örgütlerin, psikolojilerinden kullandığı yöntemlere değin tüm veçhelerini ortaya koyabilmiştir? (Bu yazı Star Gazetesi Açık Görüş Ek'inden Alınmıştır)

Mısır Piramitleri / Halid Abdulkerîm

12.10.2018

Mısram İbn-i Sam İbn-i Hz. Nuh (a.s.)’in Mısırlı oğulları. Yani Mısramoğullları Mısırlılardır. Mısram Aramice bir isim, İbranicede Mısraim demektir .Batı araştırmalarına göre Mısırlılar, Ham oğullarıdır. Onlar diyorki: «Ham ırkı Afrika’da yaşayıp Mısırlılar da aynı kıta’da yaşıyorlar. O zaman Mısırlılar da Ham oğullarındandır. Bunun için Hiyeroglif «Eski Mısır dili» Hami dil grubundadır.» Ama burada hata bulunmaktadır.1.si Kuzey Afrika Akdenize bakıyor. Bunun için Büyük Tufandan sonra Mısram ve kabileleri Mısır’a gelmişlerdir. Erken çağdaş kaynaklar bize bu bilgiyi verir. 2.si Mısır, Anadolu gibi geçit bir yer. Bunun için çok kabileler bu geçitten geçmiş. Hem Sami’lerden hem de Hami’lerdendir. 3.sü ise Eski Mısır dilinin kuralları Sami kuralları Arapça ve Aramice gibi. Aynı kural harekeleri. Bunun için Orayntalistlerin görüşleri tam olarak doğru değildir. Onların bu görüşleri ileri sürmeleri siyasi işgal içindir. Bu şekilde ilerde Mısır’ı İslam dünyasından ayırabilecekler.  Eski Mısır mimari özellikleri:Mısır medeniyeti , İslamiyetten 10 bin yıl önceye aittir. Mısır mimarisi: ( askeri mimari, dini mimari, sivil mimari ve mezar yapı mimarileri).2   Bu medeniyette en meşhur binalar piramitlerdir. Bu olaylarda Allah c.c. Fecr suresinde şöyle buyurdu: «10. Firavun’un devleti, teşkilâtı, orduları güçlü, şiddeti ve işkencesi meşhur, ülkesi zengin, hazinesi dolu, imkânları geniş, «Evtat» piramitler ve dikilitaşları sembol edinen, ebedîleşme iddiasındaki Firavun'a ne yaptı?Evtad yada Evtat Türkçe ile. Eski Mısır dilinde ve Arapça ‘da yani ehramlar «piramitler» , Dikilitaşlar ve konik dağ yapılardır.  İstanbul’daki Sultan Ahmet meydanında III.Tutmosis’in dikiltaşı var. M.Ö. 31 yılında Oktefiyos » Auğostus» Rum impratoru Mısır’ı işgal ettikten sonra bu dikilitaşı Roma başkentine nakletmiştir. M.S. 305 yılında I.Kostantin doğu imparatoru Roma’dan  İstanbul’a III.Tutmosis’in Dikiltaşını  getirtirmiştir. Bu ayette Hz. Musa (a.s.)’in Firavunu diyorki: « Ey Musa bizim medeniyetimizde piramitler var. Dünyada kim bizden daha kuvvetli. Sadece biz kuvvetliyiz. Senin ilahın ecdadımızın piramitleri gibi yapabilir mi?» Yani eski Mısır medeniyetinin sembolü piramitlerdir. Bunun için Firavun bu piramitleri  ile iftihar etmiştir. 

TÜMÜNÜ GÖSTER
ETKİNLİKLER
RAPORLAR
YAYINLAR
VİDEO GALERİ