Why the EU continues prolonging Turkey's accession/ Sabbir Hasan

6.3.19

In January 2019, the European Council welcomed their new presidency. As part of the tripartite leadership, known as the "Presidency Trios," Romania, Finland and Croatia will consecutively hold the presidency of the council for six months each until June 2020.The role of the presidency of the EU council is defined by the Treaty on the European Union (TEU) and the Functioning of the European Union (TFEU).In association with the European Parliament (EP) and European Commission, the council of the European Union assigns and implements EU laws, harmonizes member country policies, develops the EU's security and foreign-related issues and policies, concludes agreements and treaties between the member countries and non-member countries, and prepares and approves the annual EU budget along with the European Parliament.The valedictory presidency of the council led by Austria took a motto that goes: "A Europe that Protects." In 2018 the EU will prioritize the fight against illegal migration and keep their commitment other than some countries for example like Germany. Another priority is to expand the EU in the Western Balkans and southeast Europe.When it comes to the case of Turkish accession to the EU, the last three countries in the presidency trios strongly avoided the issue. During the last rotating presidency the first presidency country, Estonia passed the issue on to the second country Bulgaria. A televised debate featuring German Chancellor Angela Merkel also led to Estonia's decision. In spite of being a close ally of Turkey, Bulgaria also didn't pursue the issue and surrendered to the EU's authoritarian nature. Finally, when the third presidency fell on Austria, the Austrian Chancellor Sebastian Kurz put the nail in the coffin by stating the "EU must stop Turkey accession talks immediately."*Bu yazı www.dailysabah.com'dan alınmıştır.

Dünya Barışını Ve Huzurunu Destekleme Konusunda İslam'ın Rolü/Saeyd Rashed Hasan

03.01.2018

Dünyamızı güzel bir hale getirmede dinin rolü çok büyüktür. Din sadece insanları iyiliğe teşvik etmekle ve insanlara ilham olmakla kalmayıp aynı zamanda neyi nasıl yapacağımızı bize göştermektedir. Hristiyanlik, yahudilik, hinduizm ve daha ismini duyup duymadığımız nice dinler de komünizm, sosyolizm gibi ortaya atılan birçok görüş de ortak bir çatı altında birleşiyor diyebiliriz: Barış. İslamiyetin gelmesiyle birlikte bu barış kavramı daha çok önem kazandı. İslam dünyada savaşlar ve çatışma ortamının hüküm sürdüğü dönemlerde bile insanlar arasnıda barış duygusunu geliştirmek için asil değerler ve ilkeler getirdi. İslamiyete  ve diğer dinlere mensup kişilerin inançlarına   ğöre kişinin kendisi ruhsal olarak iyi hissetmesi onu umutlandırıyor kendisiyle ve toplumla barışık bir insan oluyor. Ayrıca, müslüman sadece kendinin değil aynı zamanda tüm dünya’nın geleceğe umutla bakabilmesi için uğraş veriyor. İslam kelimesi barış anlamına gelen selam kelimesinden türemiştir. İşte islam kişini kalıcı barış ve huzuru ancak yaratan rabbine yönelerek bulabileceğini öngörür. İslamiyet çok sağlam temeller üzerine oturtulmuştur. Bu sağlam temellere kaynak olarak ise tarihte yetişmiş önemli müslümanların davranışlarını örnek gösterebiliriz. Günümüzde Irak, Suriye, Filistin, katar ve Yemen gibi orta doğüdaki müslüman ülkelerde ve dünyanın farklı coğrafyasındakı ülkelerde müslümanlar sıkıntılar  çekmektedir.İşte müslümanların çektiği bu sıkıntılar batılı toplumların çıkarları doğrultusunda meydana gelmektedir. Tam da bu noktada müslümanlardan siyasi, kültürel ve toplumsal bir güç olarak korktuklarından olsa gerek “İslamofobi” gibi kelimler sarf ederek İslama karşı ön yargı oluşturmak istiyorlar. Bu nedenle, dünyadakı batı ülkeleri İslam ve müslümanlara karşı birtakım tartışmalı ortak iddialar ileri sürüyorlar. İslamın terörist bir din olduğu da bu iddialardan sadece biri. Buna rağmen farklı dinden birçok insan İslamiyeti kabul ediyor ve müslümanların sayısı her geçen gün artıyor. Çunku İslam dini her konuda adaletle hüküm veriyor. Dolayısıyla dünya barışının yeniden kazanılmasını istiyor. Araştırma İslam’ın dünya barışını teşvik edici rolünün geniş kapsamlı olduğunu ve gerek ahlaki bakımdan gerekse ruhsal bakımdan başka dinlerden kolayca ayrılabilir olduğunu gösteriyor. Bu mekalenin temel amacı özelde orta doğu’yu genelde ise tüm dünyayı barış ve huzur içerisinde nasıl yaşanılabilir bir hale getirileceğini vurgulamaktır. Bu makale hazırlanırken açıklayıcı ve analitik süreçler izlenmiştir. Ayrıca duruml ararasında karşılaştırma yöntemi de uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Barış ve huzur; İslam’ın rolü; karşılaştırmalı analiz; 

İslamiyet Perspektifinden İnsan Kaynaklarının Gelişimi/Saeyd Rashed Hasan

18.12.2018

Özet eklenecektir..

MESBAM Araştırmacıları Kahvaltıda Buluştu

06.12.18

MESBAM Araştırmacıları ve MESBAM Yönetim Kurulu Medeniyetin Burçları Derneğinde düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi. Buluşmaya 20 farklı ülkeden araştırmacı katıldı. Kahvaltının ardından MESBAM'ın güncel çalışmaları hakkında bilgi verildi. Ayrıca yakın bir zamanda başlayacak olan Uluslararası Öğrenciler Akademisi hakkında sunum yapıldı. Somut çıktılar elde edebilmenin zihinsel altyapısı hakkında araştırmacılara, MESBAM Yönetim Kurulu tarafından direktifler verildi. Karşılıklı görüşmelerin ardından buluşma sona erdi.

Uluslararası Öğrenciler Akademisi Başlıyor!

26.11.2018

Uluslararası Öğrenci Akademisi; ülkemizde yükseköğrenim gören uluslararası öğrencilerin akademik, sosyal ve kültürel donanımlarının güçlendirilmesi, ilgi ve çalışma alanlarına ilişkin yeni olanakların sunulması, eğitim gördükleri akademisyenler başta olmak üzere yazar ve sanatçılarla yakın ilişkiler kurabilmelerine olanak hazırlanması, öğrenciler arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve öğrencilerin birikimlerinden diğer öğrencilerin faydalanabilmesini amaçlayan programlar bütünüdür.Uluslararası Öğrenci Akademisi ile öğrencilerin akademik ve mesleki donanımlarının artırılması, proje üretme, gerçekleştirme ve yönetme becerilerinin geliştirilmesiyle birlikte öğrencilere sivil toplum bilinci ve organizasyon kabiliyetinin kazandırılması, sosyal sorumluluk ve farkındalık oluşturulması hedeflenmektedir. UluslararasıÖğrencilerin;Uyumlarını kolaylaştırıcı oryantasyon programları Bulundukları ili ve ülkemizin kültürel zenginliklerini tanımalarına yönelik -rehberler eşliğinde- kültürel geziler, sosyal ve sportif faaliyetler,Sosyal becerilerini artırmaya yönelik kişisel gelişim programları,Üniversite eğitimlerini başarıyla tamamlayabilmeleri için destekleyici eğitim programları,Gelişimlerine yönelik bilimsel ve akademik seminerler,Akademik çalışmalarını paylaşacakları dergi, sempozyum, çalıştay, atölye çalışması, panel ve konferans gibi etkinliklerin düzenlenmesi planlanmaktadır.2. Uluslararası Öğrenci Akademisine Kimler Katılabilir?Akademi programlarından ve diğer etkinliklerden -aksi belirtilmedikçe- Türkiye Burslusu Öğrenciler ile ülkemizde yükseköğrenim görmekte olan tüm Uluslararası Öğrenciler yararlanabilir.Gerekli görüldüğü takdirde, başvurusu alınmış öğrenciler mülakata tâbi tutulacaktır.Her programın katılım şartları program başlığı altında belirtilmiştir.Başvuru sistemi öğrencileri başvurabilecekleri alanlar konusunda yönlendirecektir.Öğrencilerin genel olarak akademiden beklentileri, eğitim almak istediği alanla ilgili tercihleri, motivasyonlarının neler olduğu ve daha önce benzer çalışmalar yapıp yapmadığı bilgilerinin sorulacağı bir Niyet Mektubu yazmaları gerekmektedir.3. Uluslararası Öğrenci Akademisi Hangi İllerde Uygulanmaktadır?Uluslararası Öğrenciler Akademisi, Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Eskişehir, Kayseri,  Bursa, Kocaeli, Sakarya illerinde uygulanmaktadır. Adana, Gaziantep, Samsun, Trabzon, Antalya, Erzurum ve Isparta illerinde de Türkiye Söyleşileri düzenlenecektir. Yukarıda belirtilen bazı şehirler haricinde de programların kısmi olarak gerçekleştirilmesi planlanmakta olup, bütüncül programlara dair çalışmalar devam etmektedir.4. Uluslararası Öğrenci Akademisine Nasıl Başvuru Yapılır Başvurular 15-30 Kasım 2018 tarihleri arasında https://basvuru.ytb.gov.tr/ web sayfası üzerinden alınacaktır. Posta veya e-posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.Yeterli başvurunun yapıldığı programlar açılacaktır. Başvuru sayısı yeterli olmayan programlardaki öğrenciler uygun olan diğer programlara yönlendirilecektir.5. Uluslararası Öğrenci Akademisi Programları Uluslararası Öğrenciler Akademisi; Türkiye Söyleşileri, Giriş Seminerleri, İhtisas Atölyeleri, Türk Sanatları/Sporları ana başlıklarından oluşmaktadır. Programlara dair önemli hususlar aşağıda zikredilmektedir: Eğitim programları ders niteliğinde olup süreklilik arz edecektir. Programlar yürütülürken öğrencilerin ilgi ve beklentilerine dayanarak derslerin içerik ve uygulaması hususunda paydaş kuruluş ve akademisyen tavsiyesi ile değişiklik yapılabilecektir. Katılımcı öğrenciler programlara yalnızca dinleyici olarak değil, kendi alanları ve ülkeleri ile ilgili sunumlar yaparak da katılma imkânı bulacaklardır. Programlara devam eden öğrenciler, dönem içerisinde farklı tarihlerde rehberler eşliğinde düzenlenecek olan şehir içi ve şehir dışı sosyal, kültürel gezilere katılma hakkına sahip olacaklardır. Akademi eğitim programlarına devam eden öğrencilere program sonunda Başkanlığımız ve ilgili kurumca katılım sertifikası verilecektir. Belirlenen öğrencilerin yaz ve kış okulları, staj, vb. hediyelerle ödüllendirilmesi planlanmaktadır. Programlar öğrencinin statüsüne, ikamet edilen şehre, bölümüne, düzeyine ve sınıfına göre değişiklik göstermektedir. Not: Programların tamamı ve geziler ücretsizdir. 5.1. Türkiye Söyleşileri Türkiye Söyleşileri, uluslararası öğrencilerin ülkemizde siyaset, tarih, edebiyat, sanat, spor ve benzeri alanlarda ön plana çıkmış isimlerle belirli şehirlerde buluşmalarını hedeflemektedir. Söyleşilerde vizyon konuşmaları gerçekleştirilecek, konuşmacı şahsi tecrübelerini katılımcı öğrencilere aktaracaktır. Ayrıca, öğrenciler akademi programlarını yürütecek kurum ve kuruluşlar ile tanışma imkânı bulacaktır. Başvuru Şartları Türkiye’de yükseköğrenim gören tüm uluslararası öğrenciler bölüm, düzey ve sınıf kısıtlaması olmaksızın başvuru yapabilir. 5.2.  Giriş Seminerleri Giriş Seminerleri, Uluslararası Öğrenci Akademisi’nin belirlenen alanlarla ilgili olarak temel düzeyde eğitim programlarının gerçekleşeceği seviye programıdır. Program içerikleri giriş mahiyetinde olup ilgili alanın temel kavramları, temel yaklaşımları, sorunları ve tartışmaları hakkında öğrencileri bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Giriş Seminerleri, bir eğitim süreci olarak düşünüldüğünden öğrencilerin devamlılık göstermesi gerektirmektedir. Programlar kültürel gezi ve sosyal faaliyetlerle desteklenecektir. 15-30 kişilik sınıflarda haftalık ortalama 4 saatten oluşan programların 6 ila 10 hafta arasında sürmesi öngörülmektedir. Giriş Seminerleri kapsamında 8 alanda çalışma yapılması planlanmaktadır: Türkiye Seminerleri Türkiye Seminerleri kapsamında katılımcı öğrencilerin, ülkemizin tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik yapısı hakkında bilgi sahibi olmaları amaçlanmaktadır. Uluslararası öğrencilerin Türkiye hakkında genel bilgileri edinmesinin beklendiği programda Türkiye Tarihi, Türkiye Ekonomisi, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, Türk Sanatları ve Türk Yemek Kültürü gibi alanlarda giriş mahiyetinde seminerlerin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Uluslararası İlişkiler Giriş Seminerleri Öğrencilere uluslararası ilişkilerin işleyişi ve diplomasinin mantığı çerçevesinde bir düşünce sistemi kazandırılması amaçlanmaktadır. Uluslararası İlişkiler ile ilgili temel kavramların işleneceği konuların yanı sıra Türkiye’nin dış politikasına dair genel bir çerçeve çizilmesi planlanmaktadır. Medya ve İletişim Giriş Seminerleri Medya ve İletişim ile ilgili temel düzeyde derslerin işleneceği programda öğrencilerin sinema yönetmenliği, fotoğrafçılık, metin yazarlığı, kurgu teknikleri, reklamcılık, yeni medya gibi alanlardaki ilgilerine zemin oluşturacak programların yapılması planlanmaktadır. İlahiyat Giriş Seminerleri İslami İlimler alanındaki temel kavram ve yaklaşımlara yer verilecek programlarda, öğrencilere alanlarına dair destekleyici bilgilerin sunulacağı seminerlerin yapılması planlanmaktadır. Bilim ve Teknoloji Giriş Seminerleri Mühendislik, fen bilimleri ve teknoloji alanında yakın gelecekteki eğilimler, insansız sistemler, teknoloji ve inovasyon gibi konularda temel düzeyde derslerin yapılacağı programda, öğrencilerin mesleki gelişimlerine destek verilmesi planlanmaktadır. Dil ve Edebiyat Giriş Seminerleri Türk Edebiyatı’nın şiir, hikâye, roman, masal, destan gibi türlerin ve Türk Edebiyatı’nın öne çıkan isimler ile tarihsel ve güncel akımların ele alınacağı programlarda, isteğe bağlı olarak daha sonraki çeviri atölyelerine zemin oluşturması açısından, çeviri teknikleri alanında giriş düzeyinde eğitim verilmesi planlanmaktadır. Ekonomi Giriş Seminerleri Ekonominin makro ve mikro alanındaki temel ilkeleri ile ilgili bilgilerin verildiği programda Türkiye ekonomisinin yapısı hakkında giriş derslerinin yapılması planlanmaktadır. Beşeri Bilimler Giriş Seminerleri Genel olarak çok geniş bir alana sahip tarih, psikoloji, felsefe ve sosyoloji gibi disiplinlerin ana kavramların ele alınacağı programlarda, uzman ve akademisyenler tarafından belirlenen dönem ve alanlara ilişkin eğitimlerin verilmesi planlanmaktadır. Başvuru Şartları Giriş Seminerlerine tüm uluslararası öğrenciler bölüm, sınıf ve düzey şartı aranmaksızın başvuru yapabilirler. 5.3. İhtisas Programları İhtisas Programları uluslararası öğrencilerin kendi alanlarında veya giriş seminerlerinde katılım gösterdikleri alanda daha derinlikli ve nitelikli çalışmalar yapabilecekleri programlardır. İhtisas programı kapsamında yürütülecek bölgesel ve tematik çalışmalarda, öğrencilerin derinlemesine analiz edebilme ve nitelikli ürünler ortaya koyabilmeleri amaçlanmaktadır.Konunun uzmanları nezaretinde eğitimden ilmi üretime geçişi temsil eden ihtisaslaşma programları öğrencilerin ilgi alanları ile uyumlu ürünler ortaya koyacakları yerlerdir.Her bir ihtisas programı sonunda ilgili STK ve öğrenciler işbirliğinde programın içeriği ile ilgili bir çıktı (görsel materyal/kısa film/makale/ rapor/proje vb.) sunulması planlanmaktadır. Bu çerçevede akademik başarıyı haiz çıktıların Başkanlığımızca sunulacak teşviklerle ödüllendirilmesi planlanmaktadır. 15-25 kişilik gruplardan oluşan programların 10 ila 16 hafta arasında sürmesi düşünülmektedir. Programlarda teorik ve uygulamalı bir eğitim süreci öngörülmekte olup öğrencilerin devamlılık göstermesi gerekmektedir.İhtisas Programları Bölgesel Çalışmalar ve Atölye Çalışmaları olarak ikiye ayrılmaktadır.5.3.1. Bölgesel ÇalışmalarBölge odaklı çalışma gruplarında söz konusu bölgenin tarihi, sosyal, ekonomik, kültürel, dini ve siyasi durumu hakkında çalışmaların yapılması planlanmaktadır.Bölge çalışmaları beş ihtisas programına ayrılmaktadır.Planlanan Muhtemel Programlar Ortadoğu,Balkanlar,Asya,Afrika,Fars Dili Konuşan Ülkeler Not: Programlar yeterli başvuru sayısına ulaşılması durumunda açılacaktır. 5.3.2. Atölye Çalışmaları Disiplin merkezli değerlendirmelerin ve araştırmaların yapılması planlanan Atölye Çalışmaları 8 alana ayrılmaktadır: Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Atölyesi Uluslararası İlişkiler Atölyesinde, öğrencilerin hem akademik hem de güncel konularda değerlendirme yapabilecek bir bakış açısı kazanması amaçlanmaktadır.Bu çerçevede, güncel gelişmeler, uluslararası siyasi dengeler ve yumuşak güç, uzlaşma, uluslararası işbirliği, çatışmasızlık ve küresel barış vizyonu gibi alanlarda, öğrencilerin ülkeleri ile Türkiye arasında karşılaştırmalı olarak çalışma yapmalarına imkân sağlayacak programlar planlanmaktadır. Planlanan Muhtemel Programlar Avrupa Birliği Atölyeleri Kamu Bilimi ve Yerel Yönetimler,Türk Dış Politikası,Siyasal Sistemler,Siyasi Düşünceler Tarihi.Medya ve İletişim Atölyesi Medya ve İletişim Atölyesine katılan öğrencilerin eğitimciler ile yeni medya, metin ve senaryo yazarlığı, reklam yazarlığı, fotoğrafçılık vs. gibi alanlarda birebir çalışmalar yapması ve program sonunda senaryo, kısa film, makale, rapor veya sergi gibi ürünler hazırlaması planlanmaktadır. Planlanan Muhtemel Programlar,Görsel Efekt ve Kurgu Teknikleri,Fotoğrafçılık,Metin ve Senaryo Yazarlığı,Reklam Metin Yazarlığı,Yeni Medya,İlahiyat Atölyesi Bu atölyelerde katılımcı öğrencilerin, tefsir, hadis, fıkıh gibi alanlarda ihtisas düzeyinde okuma yapması ve program sonunda danışman hocalar gözetiminde eser tercümesi, makale, kitap tanıtımı gibi ürünleri hazırlayacağı çalışmaların yapılması planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Fıkıh Usulü,İslam Düşüncesi,İslam Tarihi,Kelam,Tasavvuf,Ekonomi Atölyesi,Ekonomi atölyesine katılacak öğrencilerin danışman akademisyenler ile belirleyecekleri alanlarında inceleme yapması, program sonunda rapor, makale veya kitap tanıtımı gibi ürünlerin ortaya çıkacağı çalışmaların gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar E-İhracat Atölyesi,Ekonomi ve Kalkınma Atölyesi,İktisadi Düşünceler Atölyesi,İslam İktisadı Atölyesi,Bilim ve Teknoloji Atölyesi,Bu atölyede Bilim ve Teknoloji alanında uygulamadan ziyade teorik çalışmaların yapılması düşünülmektedir. Bilim ve Teknoloji alanında danışman hocalar nezaretinde uluslararası alanda güncel konular, araştırma ve makalelerin incelenmesi, Türkiye veya diğer ülkelerdeki uygulamaları hakkında bilimsel çalışmaların gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Akıllı ve Entegre Çözümler,,Akıllı Şehirler,İnsansız Sistemler,Kodlama,Uzay ve Havacılık Sistemleri,Siber Güvenlik,Teknoloji ve İnovasyon,,Yapay Zekâ ve Robotik,Dil ve Edebiyat Atölyesi,Bu atölyede Türk ve Dünya Edebiyatının önemli örnekleri, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında hikâye ve şiir türünün seçilmiş örnekler üzerinden tanıtılması amaçlanmaktadır. Çeviri teknikleri ve sorunları üzerinde durulacak olan atölyede uygulamaya yönelik çalışmalar da yapılacaktır. Öğrencilerin, kendi dil ve edebiyatlarını kültürel paylaşım ekseninde tanıtmalarına imkân sağlayan eğitimlerin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Derleme Atölyeleri,Çeviri Atölyeleri,Beşeri Bilimler Atölyesi,Tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefe alanlarından biri veya birkaçına odaklanan ihtisas programında uluslararası öğrencilerin bu alanlarda derinlikli okumalar yapmaları, belirlenen alanlarda nitelikli araştırmaların gerçekleştirileceği eğitimlerin verilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Düşünce ve Felsefe Atölyesi,Göç ve Diaspora Atölyeleri,Psikoloji Atölyesi,Sosyoloji Atölyesi,Tarih ve Medeniyet Atölyesi,Mimarlık Atölyesi,Şehir gezileri ile birlikte düşünülen atölyede elde edilen verilerden yola çıkarak mevcut sorunlara mimari tasarımlar şeklinde çözüm önerileri getirilecektir. Bu çalışma esnasında bir yandan şehri farklı bir bakış açısıyla tanıma imkânı bulacak olan öğrencilerin, diğer yandan günümüzün kentsel planlama ve mimari problemlerine yerel çözümler üretebilecekleri eğitimlerin düzenlenmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Geleneksel ve Modern Mimari Atölyeleri,Mimari ve Kültür Atölyeleri,Osmanlı Mimarisi Atölyeleri,Türk Evi Atölyeleri,Türk Mimarisinde Öne Çıkan İsimler Atölyesi,Sağlık Bilimleri Atölyesi,Bu atölyede sağlık bilimleri alanında öğrenim gören öğrencilerin aynı platformda bir araya gelerek mesleki kapasitelerini geliştirmelerine ve alandaki uzman kişi ve akademisyenlerin tecrübelerinden faydalanmalarına imkân sağlayacak programların gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.,Planlanan Muhtemel Programlar,Sosyal Hizmet Atölyeleri,İnsani Yardım Atölyeleri,Afet- Acil Durum Atölyeleri,Başvuru Şartları,İhtisas programlarına 3.ve 4. Sınıf öğrencileri, yüksek lisans ve doktora öğrencileri başvurabilir. Lisans düzeyinde 1. ve 2. sınıfta eğitim gören öğrenciler başvuru yapamamaktadır.,Başvurmak istediği alandan farklı bir alanda eğitim gören öğrencilerin ilgili giriş seminerlerini tamamlamış olmaları gerekmektedir.,Adaylar en fazla bir alanda ihtisas programını tercih edebilirler. Bunun yanı sıra dileyen öğrenciler Giriş Seminerleri veya Türk Sanatları ve Sporları programlarından da birini tercih edebilirler.,Not: Başvuru yapan öğrencilerin katılmak istedikleri Planlanan Muhtemel Programı veya bu programlar dışındaki ilgi alanını niyet mektubunda ifade etmesi beklenmektedir. 5.4. Türk Sanatları ve Sporları Programı Geleneksel Türk Sanatları ve Sporları Programı ülkemizin kültürel birikimini yansıtan hat, tezhip, minyatür vb. yazı sanatları, Klasik Türk müziği ve Türk sporları alanında ilgi duyan ve becerisi olan öğrencilerin kendi kabiliyetlerini geliştirmeleri ve ülkemizin bu alandaki birikiminden faydalanmalarını amaçlamaktadır. Programların 10 ila 16 haftaarasında sürmesi planlanmaktadır.5.4.1 Türk Yazı Sanatları Programı Bu program ile yüzyıllar boyunca süregelen hat, ebru, tezhip ve minyatür gibi Türk Yazı Sanatlarının ortaya çıkışı, tarihsel seyri ve esaslarını oluşturan unsurlar ele alınarak öğrencilere bu alanlarda temel düzeyde tanıtıcı bir eğitimin verilmesi planlanmaktadır. Planlanan Muhtemel Programlar Geometrik Desenler,Türk Yazı Sanatları 5.4.2. Klasik Türk Müziği Programı Bu program ile Anadolu coğrafyasının kültür ikliminde şekillenmiş Klasik Türk Müziği perspektifinin referans enstrüman ve uygulama eğitimi dahilinde benzer ve farklı kültürlere ait katılımcı öğrenciler ile paylaşılması amaçlanmaktadır. Teorik olarak Müzik Estetiği, temel düzeyde ise Üslup-Repertuar konularında dersler ile ney, kudüm, tanbur, keman, kanun ve ud gibi enstrümanlara dair bilgilerin verilmesi planlanmaktadır. 5.4.3. Türk Sporları Programı Bu program Türkiye’de eğitim gören uluslararası öğrencilerin Türk kültürünü bir başka açıdan tanımalarına olanak sunarak geleneksel sporlara hayat veren kültürel kodlarla tanışmalarını amaçlamaktadır. Okçuluk, binicilik vb. alanlarda teorik ve pratik olarak yapılması planlanan eğitimlerle öğrencilerin popüler sporların dışındaki alanlarda ilgi ve farkındalığını arttırmayı hedeflemektedir. Başvuru Şartları Türkiye Burslusu öğrencilerin tamamı bölüm, düzey ve sınıf şartı aranmaksızın başvuru yapabilir. Türkiye Burslusu öğrenciler haricindeki uluslararası öğrenciler başvuramaz. Başvuran öğrenciler mülakata davet edilerek ilgi ve yeteneklerine göre seçilecektir. Öğrencilerin başvuru esnasında, hangi sanat dalında katılım sağlamak istediğini Niyet Mektubunda belirtmesi beklenmektedir. Not: Soru ve önerilerinizi akademi@ytb.gov.tr adresi üzerinden Başkanlığımıza iletebilirsiniz.

Müslüman Ülkelerdeki Kadınların Güçlendirilmesi / Saeyd Rashed Hasan

25.11.2018

The existence of a beautiful world cannot be imagined without considering women rights and empowerments. But, Women Empowerment becomes a significant concern in the simultaneous age of globalization. The concept of empowerment of women is in fact evolved from Islamic laws although there many disputations and arguments on this issue. It takes into considered that the situation of women was ignored since the pre-Islamic customs of the Arabian people in all respects. But, after the revelation of the Hoy Quran, it is found that many suras such as the sura An-Nissa, Al-Mayeda etc.; cover a wide range of women rights. Islamic law strengthens the contractual nature of marriage, requiring that a dowry be paid to the woman rather than to her family, and promising women’s empowerment of inheritance and to own and manage property. The Christianity, Jewish religion, Hinduism, socialism and Communism etc.; emphasizes equal rights to men and women. However, Islam has given whole the rights and empowerments of women. The research tries to show that the concept of Women Empowerment in Islam is wide and quite comprehensive and includes men and women are moral equals in God’s view and are prospective to fulfill the equivalent duties of adorations. The prime objective of this study is to highlight women empowerment in Muslim Society especially in the republic of Turkey with focusing upon international standards mentioned by United Nations Women (UNIFEM) and to explain the Islamic view related to this issue.  The term of Empowerment of women is a very popular and classical issue at present world. Its importance has been discussed in many dimensions and also every religion towards all over the world. The empowerment of women in Islam has clearly been discussed. It is stated extensively compared to the other religions. Many poets and authors in this world including the national poet of Turkey such as Mehmet Akif Ersoy have composed many poems on the empowerment of women and he explained that they are uniformly contributed to the society as a similar with the male. The world history also supports that the contribution of women bears a great important role to the advancement and improvement of human cultures & civilizations. In fact, this topic is evolved from the information’s of Islam with other religions as Islam explains it clearly. Whatever some conceptions relating to the empowerment of women is also found in the history of human rights. Therefore, some issues such as concerning human rights may be discussed under the Hamburabi Code (2130-2088) BC passed by the King Hamburabi (King, 2017). Later on, it was authorized by the sources of the Islamic law such as the Holy Quran, Hadith, Ijma and Qias etc (Sources of Sharia, 2017). The topic of women rights may be discussed as per the following documents and its implications. Some elemental rights for men and women are also revealed in archives of the Magna Carta, 1215 the Bill of Rights, 1689 and the Petition of Rights, 1628.  A set of rights are also constructed in the announcement of the Universal Declaration of Human Rights, 1948 (Universal Declaration of Human Rights, 1948). Moreover, some rights are also discussed in the writings of different authors such as the Hugo Grotius, Bodin, Russo, and Blackstone Vetel etc. In this article, empowerment of women has been highlighted to the republic of Turkey.

Fıkıh Çerçevesinde İslam Şehirciliği Ve Medine-i Münevvere / Halid Abdulkerîm

13.11.2018

 İslam dünyasında şehir planı önemlidir. Bu plan İslam dünyasının hüviyetinin ve kimliğinin temsilcisidir. Bu İslami kimlik ile İslamiyet öncesi şehirciliği ve günümüzdeki dünya şehircilik anlayışı arasında farklar vardır. Bu seminerde İslam şehircilik anlayışı izah edilirken İslam fıkhının buradaki etkilerini kabul edip ispat eden ve etmeyen Batılı araştırmacıların görüşleri, İslam şehirciliğini ve İslam fıkhının İslam şehirciliğine etkilerini gösteren çağdaş ve güncel kaynaklar, İslam şehirciliği ile Avrupa şehirciliği arasındaki benzerlikler ve farklılıkları anlatacağım. İslam şehirciliği mimarisi ve İslam fıkhının tarihi süreçte ihmal edilmesi ve H.11/M.18.y.y.’dan itibaren Avrupa şehircilik anlayışının benimsenmesi ve sürecin zaman içinde İslami şehir kavramını tartışılır hale getirmesi serüveni  izah edeceğim. İslam şehirciliği fıkhının kurallarını Medine şehri örneği üzerinde anlatacağım.  İslam mimarisi, İslam fıkhı esaslarına göre oluşmuş ve zamanla insanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek, insanların hayatlarını huzur içinde yaşayabilecekleri tarzda gelişmiştir. İslam fıkhı şehircilikte genel kurallar koymuş, başkalarına zarar vermemek şartı ile özelde insanları serbest bırakmıştır. Bu serbestlik ile nakil ve akıl arasındaki ittifak sağlanmıştır. İslam şehirlerini incelerken bu şehirlerin kurulduğu zaman dilimlerine gidilmeli ve o dönemin mantığı ve ihtiyaçları çerçevesinde düşünülmelidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine’yi inşa ederken iç kent «Tıybe, Yesrib» ve dış kent «Medine» planında savaş durumu gözetilerek emniyet ön plana alınarak kurmuş ve böyle düşünürsek günümüzde şehirleri kurmak için kale yada sur yapmaya gerek olmadığı, ancak iç kent Nureddin Mahmut Zenginin ve dış kent Selahaddin Eyyubi’nin kalelerinin kuruldukları dönemde ne kadar önemli olduklarını anlayabiliriz. Din ve kültür farklılıklarını düşününce de İslam dünyasındaki ihtiyaçlarla, Batı dünyasındaki ihtiyaçlar aynı olmadığı için, din ve kültürün gerektirdiği mimari unsurların farklılık göstermesi de doğaldır. Örneğin; İslam dünyasında tiyatro ve heykel görülmezken Batı dünyasında çokça tiyatro görülür. Bu çalışmada çağdaş ve güncel kaynaklar taranarak, haritalar eşliğinde konu analiz edilmiştir. Ayrıca İslam şehirciliği ve mimarisi fıkhının çağdaş kaynakları araştırmaya ilave edilmiştir.   Batılı araştırmacıların büyük bir kısmı İslam şehirciliğinin fıkhını kabul etmezler. Bunun için İslam şehirciliğini batı şehirciliğinin görüşleriyle anlatmışlar. İslam döneminden önce Grek ve Rum şehirleri bulunmaktadır. İslamiyet’ten sonra Rum ve Bizans şehirleri devam etmiştir. ABD kurulduktan sonra Müslümanlar ABD şehirlerini İslam dünyasına taşımışlar. Maalesef bazı Arap araştırmacıları Batılı araştırmacıların düşüncelerini alıp İslam şehirleri hakkında yorum yapmışlardır. Tabii ki sömürge dönemi yüzünden Avrupalılar Araplara tesir etmişlerdir.  Örnek:Max Weber, Can Lé Mişan ve Titus Börkehard, Belin Hawar, Hamvunda, Setrin, Kulud Kahin, Sauvaget, G. Von Grunebaum, Prakgibi Batılı araştırmacılara göre İslam şehirciliği, Avrupa şehirciliğinden kopyadır. İslam ile şehircilik arasında bir alaka yoktur. Bazı Türk araştırmacılar İslam şehirleri hakkında aynı Batılı araştırmacıların düşüncesiyle düşünüyorlar. Batılı araştırmacılar İslam şehirlerinin Batı şehirlerinin aynısı olduğunu iddia ederler. Halbuki İslam şehirlerinde mimari yapılar şehir kimliğini göstermektedir.Örneğin Medine hicretten önce farklıdır, hicretten sonra farklıdır. Kurtuba İslam döneminde farklıdır. İslam sonrası dönemde farklıdır. İstanbul fetihten önce farklıdır. İstanbul fetihten sonra farklıdır. Konya, Kayseri birer Selçuklu şehridir. Aynı şekilde Halep Zengiler dönemini yansıtır. İslami dönemde İskenderiye İslami Kimliği yansıtır vb. Örneğin Kurtuba İslam döneminde farklıdır. İslam sonrası dönemde farklıdır. İstanbul fetihten önce farklıdır. İstanbul fetihten sonra farklıdır. Konya, Kayseri birer Selçuklu şehridir. Aynı şekilde Halep Zengiler dönemini yansıtır. İslami dönemde İskenderiye İslami Kimliği yansıtır vb. İkinci görüşe göre ise İslam ile şehir planı arasında bir alaka olduğunu savunur. Bu görüşe göre; İslam şehri demek, sadece Müslümanların yaşadığı şehir demek değildir. Bilakis Endülüs, Mısır, Fas, Irak, Şam, İstanbul, Hicaz, Hindistan .vb kütüphanelerindeki yazma eserleri tetkik eden oryantalistler bu eserlerdeki İslam şehri ile ilgili İslam fıkhı görüşlerinden hareketle şehir planı ile İslam arasında sıkı bir bağ olduğu neticesine varmışlardır. Bu oryantalistlerden birisi Fransız Nekita Alesif’tir. 

MESBAM Araştırmacısı Bangladeş Cumhurbaşkanından Altın Madalya Aldı

02.11.2018

MESBAM Araştırmacılarından Bangladeş'li Saeyd Rashed Hasan akademik başarılarından dolayı Bangladeş Cumhurbaşkanı Muhammad Abdul Hamid tarafından altın madalya ile ödüllendirilmiştir. 2016 yılında Türkiye Bursları programı kapsamında yüksek lisans eğitimine  Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri (Tasavvuf) anabilim dalında öğrenimine devam eden Hasan'ın tez konusu ''“Tasavvufun Güney Asya’da İslam’ın yayılımı ve sosyal gelişimi rolüne ve Bangladeş Cumhuriyeti Üzerine Bir Örnek Vaka İncelemesi” dir.

Eski Mısır Medeniyeti / Halid Abdulkerîm

31.10.2018

Mısram İbn-i Sam İbn-i Hz. Nuh (a.s.)’ın Mısırlı oğulları. Yani Mısramoğulları Mısırlılardır. Mısram  Arapça, Aramice bir isim, İbranicede Mısraim demektir. Mısır, Yeşil Vadi'nin ve Taze Nehrin ülkesi anlamına gelir. Mısır eski Mısır dilinde Mışır’dir. Arapça’da Mısır’dır. Yunanca’da Αίγυπτος; yani Eygpt demektir. Eygpt, Mısır demek değildir. Fakat Doğu Rum imparatorluğu döneminde M.5.y.y. Yunanistanlı Papaz Αίγυπτος İskenderiye şehrinde Mısır orijinal ismini değiştirerek Mısır’ı kendisine atfetmiştir. Ne var ki! M.1882 yılında İngilizler Mısır’ı işgal edip Mısır tanıtmasını Eygpt ismi ile  tanıtmışlardır. Günümüzde Batı dillerinde meşhur olan Yunanca Eygpt ismidir.  Batı araştırmalarına göre Mısırlılar, Ham oğullarıdır. Onlar diyorki: «Ham ırkı Afrika’da yaşayıp Mısırlılar da aynı kıta’da yaşıyorlar. O zaman Mısırlılar da Ham oğullarındandır. Bunun için Hiyeroglif «Eski Mısır dili» Hami dil grubundadır.» Ama burada hatalar bulunmaktadır. 1.si Kuzey Afrika Akdeniz’e bakıyor. Bunun için Büyük Tufandan sonra Mısram ve kabileleri Mısır’a gelmişlerdir. Erken çağdaş kaynaklar bize bu bilgiyi verir. 2.si Mısır, Anadolu gibi geçit bir yer. Bunun için çok kabileler bu geçitten geçmiş. Hem Sami’lerden hem de Hami’lerdendir. (Res:15; 16)

Zeki Velidi Togan; Siyasi ve İlmi Hayatı/ Ana Maria Pancu

25.10.2018

A. Zeki Velidi Togan XX. yüzyılın başında Rusya’daki elit müslümanların temsilcisi ve Başkurt Devrimi ve bağımsızlık hareketinin siyasi ve askeri önderidir (1917—1921). Türkistan Millî Birliği’nin kurucusu ve ilk başkanıdır. Tarihçi, Türkolog, Oryantalist, Profesör olmakla birlikte Türk dünyasının en önemli şahsiyetlerinden biridir. Togan’ın gözünden Türk dünyasını anlamak, bilgilendirmek ve bilinçlenmek düşüncesiyle çeşitli kitap ve makalelerden yararlanarak bu biyografik makale hazırlanmıştır.Türk topluluklarında cumhuriyet fikrini ortaya atan Zeki Velidi Togan başkurt ulus bilincini uyandıran bir Türk aydınıdır. Aynı zamanda Zeki Velidi Togan dünya çapında bir Türkolog ve tarihçi olarakta bilinmektedir. 23 Mart 1919 yılında Başkurdistan Muhtar Cumhuriyeti’nin ilan edilmesine ön ayak olmuştur. Ordusuna Başkomutanlık ederek Türkistan Milli Birliği’ni kurmuş ardından ilk başkanlık mesuliyetini üstlenmiştir. Hayatının büyük bir kısmını ilim tutkusu ile geçirmiştir. Zeki Velidi Togan ana Avrupa dilleri - Almanca, İngilizce, Fransızca, klasik dilleri - Latince, Arapça, Farsça ve birçok Türk dillerine hakimdi. Yaklaşık 400’e yakın çalışması 11 dilde yayınlanmıştır. Umumî Türk Tarihine Giriş, Tarihte Usul, Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, The Miniatures In Istanbul Libraries, Hatıralar, Oğuz Destanı, Kur‘an ve Türkler onun en önemli eserleridir.Zeki Velidi Togan (Başkurtça: Әхмәтзәки Вәлиди) 10 Aralık 1890 tarihinde bügünkü Rusya Federasyonu’na bağlı olan Başkurdistan Cumhuriyeti’ndeki Küzen köyünde doğmuştur. Togan’ın ilk tahsil gördüğü yer babasının medresesiydi. Babasının medresisinde Arapça, annesinden Farsça öğrendiği sırada, özel hocalardan da Rusça dersleri almıştır. “Orta tahsil” için dayısının medresesine gidip dayısından daha çok Arap dili ve edebiyatı öğrenmiştir. Babası onu evlendirmek isteyince Zeki Velidi Togan bu fikre karşı çıkmış ve 1908 yılında köyünden ayrılmıştır.

Yemen Tarihi Dünü ve Bugünü / Khalid Emam

22.10.2018

  Yemen Tarihi zengin bir tarihtir. Tarih derinine aittir. Birkaç peygamberler, Yemen toprağı ve Yemen tarihi ile ilgili irtibatı vardır. Bu bilgileri vb. makalemizde göstereceğiz. Hz. Hud “a.s.” ve Ad kavmi, İkinci Ad kavmi kimdir? Hz. Süleyman “a.s.” ve Yemenli Belkis Kralı vb. çeşitli Yemen tarihi ile ilgili gösterilmiştir. Hz. Muhammed “s.a.v.” döneminden önce Yemen tarihi ve Hz. Muhammed “s.a.v.” döneminde Yemen nasıl İslamlaşmıştır? Yemen İslam Tarihi Hz. Muhammed “s.a.v.” döneminden İtibaren günümüze kadar nasıl idi? Yemen mezhepleri ve Çağdaş ve moderin tarihler nasıl zaman zaman gelişmiştir? Bu soruları vb. cevabileri bu makalede okuyabilirsiniz. Bir maymundan insanın evrimi teorisi, bir insanın küçük bir maymundan evrimleştiği ve daha sonra ayağa kalkıp güçlenip yükseldiğini, bu durumun Ad halkının dev iskeletlerinden farklı olduğunu ve insanın maymunla ilgili olmadığını ve zamanla küçültüldüğünü ve bunun gizlenmesinin ana sebebi olduğunu belirtmektedir. Dev kemikler ve birkaç yabancı ülkede, Batılı sanatçıların yaptıklarına ilham vermek için onları taklit etmeye çalışıyorlar ve bu, birçok ülkede evrim teorisinin arkeoloji yoluyla yok edilmesini önlemek için tekrarlandı. Bu yazıda, metin içindeki kaynakları kullanın, bir sonuca varmazsınız. Çünkü bu ilk bölümü sunduğumuz tek bir sonuca sahiptir. Bu makalede başka bir üslup ile yazdım. Bu metot hem edebiyi hem de ilmidir. Bu makale normal bir konu ile ilgili gösterilmemiştir. Aksine Yemen tarihi, Kur’an kerimi’den gösterilir. Kur’an kerimi tarih ve arkeolojik konuları ile ilgili mucize bir kitaptır. Bu sebeple bu makalede Kur’an kerimi, tarih ve arkeoloji bilgileri resimlerle toplanıp gösterilmiştir. Batı Avrupa’da Kutsal kitap arkeoloji ilimi ile ilgili bölümleri vardır. Bu araştırma üslubu, İslam dünyasında fikirleri zıttır. Arap dünyasında birkaç araştırma Kur’an kerimi ile maddi tarihi irtibatları tahkik edilmiştir. 

Aliya İzetbegoviç’in Hayatı ve Fikirleri/ Samir Vildiç

19.10.2018

Aliya İzetbegoviç’in hayatını 3 devreye ayırmamız mümkündür. Aynı şekilde firiklerini de bu üç devreye uygun olarak üçe ayırıyoruz. Bunlar:1.Doğumundan 1946 yılında girdiği ilk hapse kadar olan devre. Kendimce bu devreyi ‘Kendini Bulma’ safhası olarak adlandırdım,2.Birinci hapisten 1983 yılındaki ikinci hapse kadar olan devre. Bu devreyi de ‘Olgunluk’ safhası olarak adlandırıyoruz veİkinci kez girdiği hapis sonrası devresi. Bunu da ‘Bosna Fikri’ safhası olarak adlandırabiliriz.Görüldüğü üzere Aliya iki kez hapse atıldı ve bu hapisler Aliya’nın hayatında yeni sayfalar açmasına neden olacaktı aynı zamanda.Aliya, kendisini ebeveynlerinin etkisinden kurtarıp hayatını kendi seçtiği gibi yaşamaya başladığında henüz oldukça gençti.15 yaşındayken inancında bazı tereddütler oluşmaya başladı. O zamanki yoldaşları ve arkadaşlarıyla bir araya gelerek sohbet yaparlardı. Bu sohbetlerde komünizm ve ateizm yazıları okurlardı. O tarihte Yugoslavya, çoğu elden ele dolaşan çeşitli broşürler vasıtasıyla illegal olarak yaygınlaşan çok güçlü bir komünist propagandasının etkisi altındaydı. Komünistler bu konuda çok etkindi. Bu, kısmen de Avrupa’da faşizmin ortaya çıkışına yönelik bir tepkiydi.Komünistler, komünist harekete örgütlü bir biçimde mensup olan öğretmenlere sahip olmasıyla tanınan Aliya’nın okuduğu lisede özellikle güçlüydüler. O dönemde Aliya, sınıfların etrafında illegal olarak dağıtılan broşürlerin bazılarını ele geçirmeyi başardı ve sosyal adalet – daha doğrusu sosyal adaletsizlik – sorunu ve Tanrı üzerine kafa yormaya başladı. Bilindiği üzere, komünist propagandası Tanrı adaletsizliğin tarafındaydı, çünkü komünistler dini ‘halkın afyonu’ olarak, yani halkın huzursuzluğunu yatıştırarak onları gerçekliğin dünyasında daha iyi bir hayat için mücadele etmekten alıkoyan bir araç olarak görüyorlardı. O dönemde, bu çizgiye kaymak çok kolaydı. Ancak Aliya bunu kabul etmedi. Aliya’nın ifadesiyle her zaman çok net olmasa da dinin temel mesajı ona hep sorumluluk gibi görünmüştü.

Knez Miloş Ve Arşivi/ Nataşa Kovaçeviç

15.10.2018

Sultan II. Mahmut’un hükümdar olduğu döneme kadar Osmanlı İmparatorluğu’na dahil olan Sırbistan’da Knez Miloş çok büyük rol oynamıştır. Osmanlı Devleti’nin yönetimi  altında geçirilen beş yüzyıl ardından Sırbistan’a bağımsızlık ve daha iyi yaşam şartları kazandırmıştır.Sırbistan devlet arşivlerinde Knez Miloş dönemine (1815-1839) ait KK-XXX Bölümünde pek çok belge (ferman, berat, tezkere vb.) bulunmaktadır. Türk tarafından Knez Miloş’a gönderilen bu belgelerden arşivlerde yaklaşık 1700 adet yer almaktadır. Bunların çoğu Osmanlı diplomasi dilinde kullanılmış Rika el yazısı ile yazılmıştır. Tüm belgeler arşivde kayıt numarası ile mikrofilm üzerinde muhafaza edilmektedir. Mektuplardaki yazışmaları okuyunca Balkan bölgesindeki siyasi konular ve devlet düzeni hakkında gözümüzde bir resim oluşmaktadır.Türk tarih kitaplarında Knez Miloş’a dair çok az bilgi bulunduğundan dolayı bu çalışmada Knez Miloş’un hayatı ve yaşadığı dönem hakkında sunum yapmak niyetindeyim. Bununla beraber, arşıvdeki belgelerle ilgili bilgi sunarım.Miloş Teodoroviç Obrenoviç 1780-82 senelerinde Srednye Dobrinye köyünde doğdu. Babası Teodor Mihailoviç’tir ve Miloş 1800 senesine kadar öz babasının isminden  Teodoroviç soyadını taşıdı.  Küçük yaşta babası vefat edince annesı ve iki küçük kardeşiyle yoksulluk içinde kaldığından dolayı başka ailelerin evlerinde ve tarlalarında hizmet verdi. Üç sene boyunca bir tüccarın yanında çalıştı bu sayede çok seyahat etti. Fakat 1800 yılında annesi ve kardeşleriyle annensinin ilk evliliğinden olan üvey ağabeyinin yanına Brusnica’ya taşnıp onunla ticaret yapmaya başladı. O esnada üvey ağabeyinin soyadını kabul ederek Miloş Obrenoviç oldu.  Radisav Vukomanoviç’in kızı Lyubisa ile  1806 yılında evlendi ve bu evlilikten iki oğlu ve dört kızı oldu. Başknez Kara Yorgi bu evlilikte şahit oldu. Enerjik, canlı, açık, kararlı, sert mizaçlı bir yapıya  sahip olan Miloş, çok büyük bir politikacı ve devlet adamı idi.

‘Gençliğim eyvah’ dememek için ‘diksürüngenler’i tanıyalım / Celal Fedai

15.10.2018

Tarık Buğra’nın korkusu, “diksürüngenler” dediği insan tiplerinin birer megalomana dönüşerek milleti yığın haline getirmesi ve patolojik kişiliklerinin esiri yapmasıydı. Komünistinden de çıkabilirdi sözde dindarından da… Jön-Türklerden FETÖ’ye uzanan çizgiyi ifade edecek psikologların, sosyologların, tarihçilerin olmadığı yerde vazife ona düşmüştü. Tarık Buğra, 1979’da Gençliğim Eyvah romanını yayımladığında, belli ki roman türü için başyapıt sayılabilecek bir eser yayımlamak derdinde değildi. O, başyapıtlarını zaten yazmıştı. Derdi, Türkiye’ydi. Türk devlet idesi, büyük bir saldırıya maruz bırakılmaktaydı. Türk gençliği, sağ ve sol çatışması içinde eriyip gidiyordu. Türkiye, zaten 150 yıldır nesillerini böylesi çatışmalar neticesinde kaybediyordu. Jön-Türklerden İttihat ve Terakki’ye, Cumhuriyet sonrası kurulan siyasî partilerden gazetelere, dergilere, üniversitelere kadar yayılıp tüm toplumu etkisi altına alan patolojik bir hali anlatmak, bu hal konusunda insanları uyarmak istiyordu. Neydi bu patolojik hal? Sadece bize mi hastı yoksa tarihin kimi dönemlerinde tüm dünyayı mı etkilemekteydi? Belirtileri nelerdi? Nasıl tanınıp tedavi edilebilirdi? Bu hayatî sorular, bugün için de gündemimizde olmalı. Türkiye, üst üste atlatılması güç sorunlarla yüz yüze kalıyor. Toplumun zinde güçlerinin milletimizde oluşabilecek ihtilafları derhal bertaraf etmesi gerekiyor. Bir daha “Gençliğim Eyvah!..” dememek için şart bu.  İhtida ettikten sonra tam bir Müslüman gibi devleti için gayret eden İbrahim Müteferrika’yı hatırlayalım. Onun çabası da Tarık Buğra’nınkinden farksızdır. O, şöyle düşünür: “Bazen yaratılış ve yaratılışın tabiatı icabı, insanlığın medenileşmesi sonucunda; hiç şüphesiz,  âlemin düzeni bozulur ve insanoğlunun genel nizamında alçaltıcı haller ortaya çıkar. Aniden bir zaaf illetinin geliverme ihtimali, bunun karmaşıklığı ve endişesiyle ilgililer kararsızdır. Bütün bunlarla kederli olarak hemen ilmî araştırmalara başlayıp tarih kitaplarına daldım.” Rusların Kafkaslarda ve Hazar Denizi bölgesindeki faaliyetlerinin ulaşacağı noktaların farkına varan Müteferrika, padişahı uyarmak için, Milletlerin Düzeninde İlmi Usuller adlı risalesini, 1732’de kaleme alır. Rusya’nın Suriye’deki savaşa dâhil olduğunda, bir gövde gösterisi olarak ilk füzelerini Hazar Denizi’nden fırlattığı düşünülecek olursa, Müterferrika’nın ne kadar dikkatli olduğu bugün bile görülebilir. 15 Temmuz’un üzerinden iki buçuk yıl geçti ama yazılıp çizilen hiçbir eser, Tarık Buğra’nın Gençliğim Eyvah’ı kadar derin bir çözümlemeyi sunamadı bize. Peki, nasıl olmuştur da 15 Temmuz 2016’dan 33 yıl önce yazılan bir roman, milletimizin ve devletimizin beka sorunu yaşamasına varacak derecede güçlenen FETÖ ve benzeri örgütlerin, psikolojilerinden kullandığı yöntemlere değin tüm veçhelerini ortaya koyabilmiştir? (Bu yazı Star Gazetesi Açık Görüş Ek'inden Alınmıştır)

Mısır Piramitleri / Halid Abdulkerîm

12.10.2018

Mısram İbn-i Sam İbn-i Hz. Nuh (a.s.)’in Mısırlı oğulları. Yani Mısramoğullları Mısırlılardır. Mısram Aramice bir isim, İbranicede Mısraim demektir .Batı araştırmalarına göre Mısırlılar, Ham oğullarıdır. Onlar diyorki: «Ham ırkı Afrika’da yaşayıp Mısırlılar da aynı kıta’da yaşıyorlar. O zaman Mısırlılar da Ham oğullarındandır. Bunun için Hiyeroglif «Eski Mısır dili» Hami dil grubundadır.» Ama burada hata bulunmaktadır.1.si Kuzey Afrika Akdenize bakıyor. Bunun için Büyük Tufandan sonra Mısram ve kabileleri Mısır’a gelmişlerdir. Erken çağdaş kaynaklar bize bu bilgiyi verir. 2.si Mısır, Anadolu gibi geçit bir yer. Bunun için çok kabileler bu geçitten geçmiş. Hem Sami’lerden hem de Hami’lerdendir. 3.sü ise Eski Mısır dilinin kuralları Sami kuralları Arapça ve Aramice gibi. Aynı kural harekeleri. Bunun için Orayntalistlerin görüşleri tam olarak doğru değildir. Onların bu görüşleri ileri sürmeleri siyasi işgal içindir. Bu şekilde ilerde Mısır’ı İslam dünyasından ayırabilecekler.  Eski Mısır mimari özellikleri:Mısır medeniyeti , İslamiyetten 10 bin yıl önceye aittir. Mısır mimarisi: ( askeri mimari, dini mimari, sivil mimari ve mezar yapı mimarileri).2   Bu medeniyette en meşhur binalar piramitlerdir. Bu olaylarda Allah c.c. Fecr suresinde şöyle buyurdu: «10. Firavun’un devleti, teşkilâtı, orduları güçlü, şiddeti ve işkencesi meşhur, ülkesi zengin, hazinesi dolu, imkânları geniş, «Evtat» piramitler ve dikilitaşları sembol edinen, ebedîleşme iddiasındaki Firavun'a ne yaptı?Evtad yada Evtat Türkçe ile. Eski Mısır dilinde ve Arapça ‘da yani ehramlar «piramitler» , Dikilitaşlar ve konik dağ yapılardır.  İstanbul’daki Sultan Ahmet meydanında III.Tutmosis’in dikiltaşı var. M.Ö. 31 yılında Oktefiyos » Auğostus» Rum impratoru Mısır’ı işgal ettikten sonra bu dikilitaşı Roma başkentine nakletmiştir. M.S. 305 yılında I.Kostantin doğu imparatoru Roma’dan  İstanbul’a III.Tutmosis’in Dikiltaşını  getirtirmiştir. Bu ayette Hz. Musa (a.s.)’in Firavunu diyorki: « Ey Musa bizim medeniyetimizde piramitler var. Dünyada kim bizden daha kuvvetli. Sadece biz kuvvetliyiz. Senin ilahın ecdadımızın piramitleri gibi yapabilir mi?» Yani eski Mısır medeniyetinin sembolü piramitlerdir. Bunun için Firavun bu piramitleri  ile iftihar etmiştir. 

Balkanların Geleceği ve Türkiye’nin Balkanlar’daki Yeri/ Bülent Ademi

08.10.2018

Balkanlar her ne kadar Dünyanın gündemine girmese de bu bölge her zaman Dünyayı şekillendirecek olayların yaşandığı yer olmuştur. Birinci Dünya Savaşının bu bölgede patlak vermesi bunun bir örneğidir. Türkiye’nin Balkanlar’daki varlığı hiç olmadığı kadar hissedilmektedir. Fakat, son günlerdeki gelişmeler özellikle de Ortadoğu ülkelerindeki çatışmaların etkisi Balkanları ister istemez ikinci plana itmektedir. Türkiye bölgedeki gücünü artırmaya başlamasıyla birlikte kendi etki alanını da genişletmiştir. Böylelikle çember büyüdükçe strateji alanları genişlemeye başlamış ve aynı zamanda tarihsel bir geçmişi olan Balkanlarla ilgilenmesi de zaruri bir hal almıştır. Balkanlar ilk bakışta her ne kadar önemsiz bir bölge olarak görünse de içindeki sorunlar bölge dışındaki yerleri de etkilemektedir. DEAŞ gibi bir terör örgütüne Balkanlar’dan bugüne kadar yaklaşık olarak dokuzyüz[1] kişinin katılmış olması bunu ispatlamaktadır. Yapılan bazı araştırmalara göre günümüzde Balkanlar’da yirmiye yakın aktif terörist hücre bulunmaktadır. Bir hücrenin bir ya da birden fazla kişiden oluşabildiği düşünülmektedir.[2]Osmanlı dönemi sonrası Balkanlar hem iç karışıklıkların ve çatışmaların hem de büyük devletlerin strateji savaşlarının gerçekleştirdiği bir bölge olmuştur. Bölge halkı kimi zaman ciddi baskılara maruz kalmış kimi zaman da sürgüne zorlanmıştır. Osmanlı’nın eksikliği bölge halkı tarafından günden güne daha çok hissedilmesiyle birlikte son zamanlarda bölge liderleri tarafından da bu dile getirilmeye başlanmıştır. Makedonya Cumhurbaşkanı Gjorge İvanov bir konuşmasında bunu şu sözlerle dile getirmektedir, “Orta Doğu’da, Kafkaslar’da ve Balkanlar’da karşılıklı saygı felsefesi vardır. Bu kadar farklı dinlere ve dillere sahip insanlar bu sebeple yüzlerce yıl bir arada yaşadılar. Batılıların ortaya attığı hoşgörü anlayışından çok daha kutsal, ulvi ve üst bir anlayıştır. O yüzden bu bölgelerde Hristiyanlar, Müslümanlar ve Museviler yüzyıllar boyunca karşılıklı saygı içerisinde yaşamıştır. Osmanlı döneminde bunun adına millet sistemi denilmiştir”.[3]Türkiye’nin son yıllarda Balkanlar’a olan ilgisi tüm kesimler tarafından hoş karşılanmadığı gibi, karşıt görüşlere sahip kişilerin bunu daha sesli dile getirmelerine ve Türkiye karşıtı söylemlerin artmasına neden olmuştur. Türkiye şimdi uluslararası ve bölgesel aşamada kendi jeo-politik ve ekonomik gücüne dayanan bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Bölgede uygulanmaya başlanan bağımsız pro aktif siyaset, aynı zamanda neo-imparatorluk ve neo-Osmancılığın ihtiraslarının potansiyel artışına karşı süphe ve tepkilerle karşılanmasına neden olmuştur.[4] Türkiye’nin bölgeye olan ilgisi ciddi anlamda tartışılmaya başlanmıştır. Aslında süreç iyi yönetilirse bu Türkiye’nin lehine olabilir. Fakat bölge her zaman olduğu gibi yine diken üstündedir. Bu yüzden Batı Balkanlar’daki[5] iç karışıklıklar Türkiye’nin siyaset alanını daraltmaktadır. Çünkü, Türkiye Balkanlar’da barışın kalıcı olması için uğraşmaktadır. Oysa ki bölgede çıkabilecek herhangi bir sorun çok çabuk alevlenmesiyle birlikte etnik ve dini bir çatışmayla sonuçlanabileceği tarihsel olaylarla kanıtlanmıştır. Bu da haliyle Türkiye’nin taraf tutmasına neden olacağı için işine yaramamaktadır.

Book Review on “Frotress Europe Inside The War Against Immigration”by Matthew Carr /Sabbir Hassan

03.10.2018

Fortress Europe: Inside the War Against Immigration is a powerful report from the fortress’s front lines. Mathew Carr portrays the barbarian repression being enacted by developed countries, which is marketed as the ‘Common European Asylum Policy’

Bosna Hersek Siyasi Yapısı, Dil Politikası ve Siyasi Yapısının Dış Politikasına Etkisi / Samir VİLDİÇ

01.10.2018

Bosna Hersek’in devlet yapısı uluslararası literatürde ‘karışık’ ve ‘işlevsiz’ olarak ifadelendirilmektedir. Ülke içindeki yönetim bölünmelerinden dolayı Bosna Hersek kimi kaynaklarda ‘canavar’ ve ‘kaotik demokrasi’ olarak da anılmaktadır. Bosna Hersek’te yaşayan vatandaşları da devlete ve yapısına karşı son derece skeptik yaklaşmaktadır. Bu nedenle, politikacılar merkeziyetçi ve federel bir yapıyı oluşturacak radikal reformların yapılmasını dile getirmektedir. Ancak mevcut Bosna Hersek devlet yapısıyla reformların yapılması hayalden öteye geçmez, çünkü basit bir değişiklik için bile çok farklı dünya görüşlerine sahip üç kurucu milletin – Boşnak, Sırp ve Hırvat – anlaşması ve mutabık kalması öngörülmektedir. Karmaşık ve işlevsiz devlet yapısının dış politikasına da yansıdığı fark edilmektedir.Dayton Anlaşması ile oluşan Bosna Hersek Anayasasına göre Bosna Hersek’in dış politikasından sorumlu kurum Cumhurbaşkanlık Konseyi’dir. Bosna Hersek Dışişleri Bakanlığı ise Cumhurbaşkanlık Konseyi’nin getirdiği kararları yerine getirmekten sorumludur. Ülkenin dış işleri politikasının prensipleri 2003 yılında dönemin Cumhurbaşkanlık Konseyi Üyesi Borislav Paravac tarafından yazılan Bosna Hersek Dış Politikasının Genel Yön ve Öncellikleri adlı üç sayfalık belge olup dış politika ile ilgili kurumlar prensipte bu belgeyi uygulamaktan muaf tutulmaktadır. Belgenin söz konusu temel öncellikleri ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğün korunması, iyi komşuluk ilişkilerin geliştirilmesi, diğer ülkelerin iç işlerine karışmaması, Avrupa – Atlantik entegrasyonlara katılması gibi prensiplerden oluşmaktadır. Belirtildiği gibi belge 2003 yılında yayınlanmış ve uluslararası sahnede özellikle son yıllarda çok ciddi değişimler yaşanmış olsa da Bosna Hersek’in dış politikasını belirleyen belge hiç değiştirilmemiş ve güncellenmemiştir. Hiç şüphe yok ki, ilgili kurumların uluslararası sahnedeki ‘sorunların üstesinden gelmek’ için daha somut, güncel ve belirgin yönlendirmelere ihtiyaç vardır. Bu anlamda Bosna Hersek dış politikasının güncellenmesi ve yeniden belirlenmesi ile ilgili bütün kurumların katılımıyla gerçekleşritilebilecektir. Çalışmada Dayton Barış Anlaşmasıyla oluşan Bosna Hersek siyasi yapısı, dış politikası ve dış politikasında yetkili ve sorumlu kurumlar ele alınmıştır.

TÜMÜNÜ GÖSTER
ETKİNLİKLER
RAPORLAR
YAYINLAR
VİDEO GALERİ